Merhaba, Goodyear Kalite Güvence Müdürü Can Karaduman ile yaptığımız röportajda merak ettiğimiz soruları sorduk, tecrübelerinden faydalanabileceğimiz bir sohbet gerçekleştirdik.

“Bilgi Paylaştıkça Güzeldir” ilkesini benimsemiş bir şekilde özenle ve titizlikle sorularımıza cevap verdiği için ve güzel bir şekilde ağırlandığım için kendisine teşekkür ederim.

Elif Kızılaslan: Öncelikle sizi tanımak adına kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Can Karaduman: 19 Ağustos 1981 yılında Adapazarı’nda doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Adapazarı’nda tamamladıktan sonra Eskişehir Anadolu üniversitesi kimya mühendisliği fakültesine girdim. Hazırlık sınıfıyla birlikte beş yıl yüksek öğrenime devam ettim. Okulu bitirdikten sonra beklemeden askerliğimi yapmaya karar verdim. 2006 senesinde yedek subay olarak Ankara’da askerlik hizmetimi tamamladım. Eylül 2006’da terhis olduktan bir süre sonra iş arama sürecine başladım. Yaklaşık iki-üç ay arası bir süre sonra 2007 yılının başında Goodyear Adapazarı fabrikası ile görüşmeye başladım ve 15 Ocak 2007 tarihinde burada yalın üretim uzmanı olarak çalışmaya başladım. Çok ilginç bir tesadüftür ki ilk görevimde endüstri mühendisliği disiplinlerini öğrenip uygulamaya çalıştım. Daha sonra ise üretim ve kalite alanlarında çalışmalarıma devam ettim. Şu anda da kalite güvence ve denetim faaliyetlerinden sorumlu olarak çalışıyorum.

Ek olarak Can abimiz okuduğumuz bölümle ilgisi olmasa bile mutlaka yüksek lisans yapmamızı öneriyor.

E.K: Biraz Goodyear dan bahsedebilir misiniz?

C.K: Goodyear dünyanın önde gelen lastik üreticilerinden biridir ve dünyanın birçok bölgesinde faaliyet göstermektedir. Alt kuruluşları ve ortakları ile birlikte Goodyear pek çok kullanım amacına yönelik lastikleri geliştirmekte, üretmekte ve satmaktadır. Goodyear’ın 22 ülkede 49 tesisi bulunmaktadır. Goodyear bünyesinde yaklaşık 66.000 kişi çalışmaktadır. İki inovasyon merkezi: Akron(ABD) VE Colmar-Berg (Lüksemburg) ile Hanau(Almanya)’ da ofisleri bulunmaktadır. Avrupa ile dünya çapında 4 test merkezi vardır.

Goodyear Türkiye’den bahsedecek olursak; üretim, satış ve satış sonrası hizmetleri ile lastik sektöründe faaliyet gösteren Goodyear Lastikleri Türk A.Ş. dünyadaki en büyük lastik üreticilerinden olan Goodyear Tire and Rubber Company’nin Türkiye’de ki iştiraki olarak, 1961 de kuruldu. Goodyear Lastikleri Türk A.Ş Türkiye’de yaklaşık 1600 çalışanı ile İzmit ve Adapazarı’ndaki iki üretim tesisinde faaliyet göstermektedir. Şirket, ürünlerini Goodyear, Fulda, Sava ve Deciba markaları altında üretip tüketicilerine sunmaktadır. Geniş bayi ağına sahip Goodyear lastikler Türk A.Ş. nihai kullanıcılarına, hem tüketici lastikleri hem de ticari lastikler ve hizmetler sunmaktadır.

E.K: Çalışmak istediğiniz sektöre ve bu sektörün alanına nasıl karar verdiniz? Sizi bu sektöre yönlendiren ne oldu? 

C.K: Ülkemizde gerçekten zor seçimlerden bir tanesi bu aslında. Ben mezun olduktan sonra aklımda her zaman kurumsal ve global bir şirkette çalışmak vardı. Dolayısıyla tercihlerimi de bu yönde yapmaya çalıştım. O dönem aklımda çok net bir sektör tercihi oluşmamıştı. İş arama sürecinin hemen başlarında da Goodyear gibi bir şirkette de kariyer fırsatı yakalayınca, bunu değerlendirmeye karar verdim.

Yaptığı stajların katkısı olduğunu dile getiren Can Karaduman: “Eğer stajınız 20 gün ise o 20 günün her gününü değerlendirin” diyerek stajların önemini vurguluyor.

E.K: Otomotiv sektörünün ne kadar değişken ve hem Türkiye’de hem dünyada çok aktif olduğunu biliyoruz. Otomotiv alanında çalışmak isteyen yeni mezun olmuş olan arkadaşlarımız için tavsiyeleriniz nelerdir?

C.K: Otomotiv sektörü Türkiye’de ve dünyada büyümeye devam eden çok dinamik bir sektör. Hem ana sanayi yani otomobil üreticileri hem de yan sanayi alanında birçok kariyer olanağı mevcut.

Yeni mezun arkadaşlarımız ya da bu sektörde çalışmak isteyen arkadaşlarımıza en önemli tavsiyem, küçük ya da büyük hangi şirkette çalışırlarsa çalışsınlar temel otomotiv yönetim sistemi hakkında kendilerini geliştirmeleri olacaktır. Problem çözme, kalitede yaklaşım veya üretim bilimleri, tedarik zinciri nasıl işliyor, sevkiyat planlamaları vs. nasıl gidiyor bunları bilmeleri gerekir, bu konularda eğitim olanaklarını değerlendirsinler.

Çünkü müşteri memnuniyetini çok üst düzeyde olduğu bir sektör. Ürün teslim zamanlarında en ufak bir hata zincirleme büyük hatalara neden olabilir.

Aslında burada bahsedeceğim şey bir sonraki soru ile ilgili. Dönem dönem otomotiv firmalarının çeşitli  hatalar sebebiyle ürünlerini geri çektiğini biliyoruz. Bu örnekten de anlayacağımız gibi kalite kontrol şüphesiz çok önemli ve büyük şirketlerde bile gözden kaçan hatalar olabilir.

E.K: “Kalite kontrol” ve “Kalite güvence” karıştırılan kavramlar. Kalite kontrol ürünün kalitesini kontrol etmek anlamına gelmekteyken kalite güvence ürünün kalitesine bağlı olarak bu kaliteyi etkileyecek tüm süreçleri kontrol altında tutmayı hedefler. İmalat ve tasarım mühendisinin gözden kaçırdıklarını görmek için onlardan daha fazla detayı bilmek gerekir. Tasarımcının detayıyla okumadığı standartları kalitecinin bilmesi gerekir. Bu sorumluluğu ve zorluğu göz önünde bulundurursak bir şirkette kalite departmanının rolünü nasıl görüyorsunuz? Alanınızın zorluklarına nasıl çözüm getiriyorsunuz? Nasıl önlem alıyorsunuz?

C.K: Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, otomotiv sektörü süreç yaklaşımı ile yönetilir ve özellikle ürün kalitesini etkileyen faaliyetler için risk analizleri yapılır. Bu risk analizleri de alanında uzman birçok kişinin katılımıyla gerçekleştirilir.

Kalite kontrol; 2 türlüdür.

Sürekli bir hattımız var üretim yapıyoruz. Bu hattın üstünde çeşitli cihazlarla ya da kişiyle ölçüm yapılır.

Sevkiyat esnasında yapılan kontrol.

Kalite güvence; Biraz daha risklere odaklanır. Problem oluşmadan önce de çalışır. Problemleri tahmin etmeye yöneliktir.

Yani önleyici yaklaşımla hataların ortaya çıkmasını engellemek üzerinedir. Kalite kontrol elbette yapılır ancak idealde gelinmek istenen nokta bir işi tek seferde en doğru şekilde yapacak seviyeye gelmektir.

İki kavram iç içe çalışır.

Kalite sürecinin sorumluluğu bu anlamda gerçekten çok fazla, bu zorlukları aşmak için ürün tasarımından başlayarak risk analizlerine odaklanıyoruz. Ayrıca çok çeşitli standartları, ürünle ilgili bilgileri, müşteri özel isteklerini vb. konuları takip etmek gerekiyor. Bu da sürekli öğrenme odaklı olmayı gerektiriyor. Ayrıca organizasyon içerisinde çoğu zaman öğretici rolümüz de var, dolayısıyla sadece hataları ve riskleri bulan ya da gören, negatif bir öge değil de aynı zamanda bir öğretmen ya da danışman rolü de üstlenmemiz gerekiyor.  Tüm bu zorlukların üstesinden gelmek için iyi bir iletişim mekanizması ve dikkat olmazsa olmaz ögelerdir.

 

Peki, kalite kontrolcülerden nefret ediliyor mu? 🙂 

“Bu şirketten şirkete göre değişir. Çok doğru bir ifade değil.” 🙂 

Sıfırdan gelen bir kişinin kalite kontrolde çalışmasının pek mümkün olmadığını söyleyen Can Karaduman: “Daha önce o ürünün nasıl aşamalardan geçtiğini bilen bir kişi çok avantajlı olacaktır.” Diye ekliyor.

E.K: Bu meslekte çalışanlar için sizce olması gereken kişisel özellikler nelerdir? Ya da örneğin siz kalite ve kontrol departmanı için bir mühendis alacaksanız hangi özelliklerini dikkate alırsınız?

C.K: Teknik bilgilerinin olduğunu varsayarsak bunun yanında öncelikle sabırlı ve dikkatli bir insan olması gerekiyor. Çünkü detay gerektiren bazı işler var. Özellikle de bir şartnameyi inceliyor ya da bir test raporu, test şartı hazırlıyorsanız çok dikkatli olmanız gerekecektir. İletişim yeteneklerinin kuvvetli olması lazım çünkü şirketteki birçok süreçle iş yapmak gerekiyor. Buna saat ücretli çalışanlar da dahil. Öğrenmeye istekli olması da önemli bir özellik.

“Kalite kontrol sonda değil ortada durur ve çok çeşitli süreçlerle iletişim halindedir.”

E.K: Goodyear Kalite departmanı olarak ne gibi çalışmalar yapıyor?

C.K: Goodyear kalite departmanı olarak; üretim sürecinin başından sonuna kadar her aşamasında gerekli kontrolleri yapar, müşteri isteklerinin uygulanmasını ve anlaşılmasını sağlar, çalışanlarımıza gerekli kalite eğitimlerini verir ve standartların ve müşterinin gerek gördüğü diğer tüm ölçüm, analiz ve iyileştirme çalışmalarını yürütürüz.

Ayrıca diğer ilgili departmanlarla birlikte çalışarak süreçlerimizin ve tedarik zincirimizin sürekli iyileştirilmesi için denetimler yapar, gerekli risk analiz faaliyetlerini yürütürüz.

Arge ve inovasyona çok önem veren Goodyear birçok ödül almıştır.

E.K: Soracağım soru her ne kadar mesleğiniz dışı bir konu olsa da özellikle iş hayatındaki rolünü yadsıyamayız. Hobileriniz nelerdir ve bunlar kişilik ve kariyerinize ne gibi getiriler sağladı? Üniversite okurken yaptığınız ne gibi çalışmalar sizi iş hayatında bir adım öne geçerdi?

C.K: Ben küçük yaşlardan itibaren sporla hep yakından ilgilendim. Okul yıllarımda özellikle basketbol ve futbola daha çok ilgi duymaya başladım. Okul takımlarında basketbol ve futbol oynadım. O zamanlar daha sınırlı imkanlar vardı şimdiki döneme göre, her yerde basketbol ve futbol okulları yaygın değildi. Spora olan ilgim artarak devam etmekle birlikte, aktif olarak oynama imkanını çok bulamıyorum bu aralar. Diğer bir ilgi alanım müzik oldu, amatör olarak akustik ve elektrogitar çalıyorum. Her zaman iyi bir dinleyici oldum, enstrüman çalmak insanı dinlendiriyor. Bir de yabancı dile ilgim var, özellikle İngilizce konusunda kendimi geliştirmeye çalıştım. Bir ara vaktim varken dizi alt yazıları bile çevirmeye başlamıştım, o derece severek yapıyordum. İş hayatımın başlangıcında da yabancı dilin çok büyük bir katkısı oldu. Belki de onun sayesinde böyle bir kurumda çalışmaya başladım diyebilirim.

İnsanın ilgi alanını ve yeteneğini bulup ona yönelmesinin iş hayatında iş dışında insanlarla iletişime geçmeyi kolaylaştırdığını söyleyen Can Bey gönüllü işlerden ve sosyal aktivitelerden kaçmamamız gerektiğini ekledi.

 

E.K: Sizde FMEA VE ISO 9001, ISO 17025:2010 Eğitimleri almışsınız iso/ts 16949 eğitimleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Gelecekte bunlar yeterli olacak mıdır?

C.K: Çok güzel bir soru. Öncelikle otomotiv sektöründe belirli standart ve risk ya da problem çözme tekniklerinin eğitimler ve sertifikalar çok önemlidir. Dolayısıyla, özellikle ISO / TS 16949 ya da yeni adıyla IATF 16949 standardı bunların en başında gelir. Bu ve benzeri eğitimlerin avantajları çok fazladır çünkü yaptığımız işte “bilgi” çok önemlidir. Elbette gelecek yıllarda birçok farklı konu gündeme gelecektir ve mevcut eğitimler yetersiz kalacaktır. Her şeyde olduğu gibi bu alanda da sürekli gelişim devam ediyor. Mevcut standart ve yaklaşımlar ortalama on yılda bir revize olmaktadır. O yüzden sektörel gelişmeleri takip ederek ileride önem kazanacak konularda bilgi sahibi olmaya çalışmak önemlidir.

E.K:  Yurtdışı deneyimlerimizden bize biraz bahseder misiniz?  Sizce uluslararası bir düzeyde mühendis olabilmek için ne gibi niteliklere sahip olmak gerekir?

C.K: Yurt dışında uzun süreli çalışma imkanım olmadı ancak buna her zaman açık olduğumu belirtmek isterim. Katıldığım toplantı, seminer ve eğitim ortamlarında gördüğüm kadarıyla şunu söyleyebilirim ki, bizim mühendislik seviyemiz iyi bir seviyede. Her şeyden önce çalışkanlığımızla ön plana çıkıyoruz. Burada önemli olan hem teknik hem de kişisel olarak gelişmeye ve öğrenmeye açık olabilmek. Değişikliklere adapte olma kabiliyetinizin olması çok önemli bir faktör. Bana göre uluslararası düzeyde çalışmak için en önemli iki faktör yabancı dil ve bilgi. Bugün Avrupa’da bazı ülkelerde doğup büyüyen yabancı mühendislerin en az iki hatta üç dil bilme avantajları var. Eğer bu ikisini duygusal zeka olgusuyla birleştirebilirseniz yurt dışında başarılı olmamak için hiç bir neden yok. Benim genç arkadaşlarıma tavsiyem yurt dışında çalışma tecrübesi edinmeleri yönünde olacaktır.

E.K: Türkiye’de verilen mühendislik eğitiminin pratiğe yönelik olmayışı mesleğin ilk yıllarının zorlu geçmesine sebep olmakta. Sizce öğrenciler bu açığı kapatmak için neler yapmalı?

C.K: Evet. Ne yazık ki bu, ülkemizde hala istediğimiz noktaya gelmeyen konulardan bir tanesi. Geçmişe kıyasla oldukça ilerleme olduysa da hala gelmemiz gereken yerde değiliz. Ben de mesleğin ilk yıllarında bu zorlukları bizzat yaşadım.

Etkileyici olarak 2 ana problem görüyorum. İlki üniversitelerimizde akademisyen yetiştirmek üzere, teknik bilgiye dayalı eğitim veriliyor. İnsan bir işi yaparak öğrenir; uygulama kısmında her ne kadar laboratuvarlarımız da olsa da bunlar yeterli değildir.

İkincisi de stajlarımızda yanımızdaki kişiye sorular sorup, ben burada çalışıyor olsaydım ne yapardım, sonucu ne olurdu gibi düşünüp empati duygusunun gelişmesi.

Siz ne kadar bilgi talep ederseniz size o kadar verilir.

C.K:  Öncelikle bu açığı kapatmak için arkadaşlara tavsiyem; üniversite yıllarında teknik dersler dışında diğer bazı konularda da kendilerini geliştirmeleri olacaktır. Bu konuların başında iletişim, empati, sosyokültürel davranışlar, hedef odaklılık, müşteri memnuniyeti, değişiklik yönetimi, sunum teknikleri gibi konuları sayabilirim. Eğer bu ilgili konularda ders açılıyorsa çok daha güzel, eğer böyle bir ders yoksa çeşitli seminerlere katılmak, kurslar almak yoluyla da bu konularda bilgi ve tecrübe sahibi olunabilir. İkinci tavsiyem staj yaptıkları kurumlarda bu konulara özen göstersinler. Yanlarında çalıştıkları tecrübeli mühendislerin iş ortamında nasıl davrandıklarını, problemleri nasıl çözdüklerini iyi gözlemlesinler. Mümkünse bazı toplantılara onlarla birlikte katılsınlar ve empati kurmaya çalışsınlar. Ben burada çalışıyor olsaydım nasıl davranır, nasıl karar verirdim gibi soruları kendilerine sorarak bu görevlere mental (zihinsel) olarak hazırlanmalarını tavsiye ederim.

E.K: Linkedin’i faydalı buluyor musunuz?

C.K: Evet, daha öğrenciyken İngilizce veya Türkçe bir profil açmalarını ve bunu geliştirmelerini öneririm.

E.K: Günümüz gençlerinde gördüğünüz yanlışlıklar nelerdir?

C.K: 81 doğumlu olarak kendimi x+y/2 kuşağı olarak tanımlıyorum. Sokakta bisiklet, misket oynayıp, dizimizi kanatıp, kavga eden çocuklar olarak biz daha sosyaldik.

Teknolojinin içinde doğma durumu olduğu için sanal gerçeklik ve gerçek gerçeklik arasında kalma, odaklanma ve gerçekliğin farkına varamama, sabırsızlık diyebilirim. Bunun yanında gençlerimizin çabuk adapte olmaları, kolay öğrenmeleri, değişime açık olmalarını da ihmal edemeyiz.

Artık bilgi işçiliği yapılıyor bunun farkına varmak gerekir.

E.K: Kendi hayatınızdan yola çıkarak mezun, iş arayan arkadaşlarımız ve öğrenciler için tavsiyeleriniz nelerdir?

C.K: Henüz öğrencilik hayatına devam eden arkadaşlarımıza tavsiyem, vakitlerini iyi değerlendirmeleri olacaktır. Üniversitede okurken aslında ne kadar çok zamanımız olduğunu fark etmiyoruz. Özellikle son iki yılda, okudukları bölümle ilgili sektörel gelişmeleri, teknolojiyi ve sanayi uygulamalarını takip etmeye çalışsınlar. Okul yıllarında sosyal olarak kendilerini geliştirecek aktivitelerde bulunsunlar.

Mezun olan ve iş arayan arkadaşlarımız için şunları söyleyebilirim; öncelikle güçlü yanlarınızı iyi analiz edin ve hedeflerinizi net olarak belirleyin. Özgeçmişinizde bu noktaları temel alın ve kendinize güvenin. Mümkün olduğunca fazla iş görüşmesine katılmaya çalışın, burada farklı firmaların uygulamalarını görme fırsatınız olacaktır. Görüşmeye gittiğiniz firmalar hakkında bilgi sahibi olun.

Hayatınızdaki seçimlerin sorumluluğunu alın ve başarısızlıkların sizi başarıya bir adım daha yaklaştırdığını unutmayın ve vazgeçmeyin.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.