En sevdiğim şeylerden biridir insanlarla iletişim halinde olmak, onların ihtiyaçlarını analiz etmeye çalışmak ya da onlar için herhangi bir şey yapmak. Bu yüzdendir ki bir süre önce akademinin satış pazarlama departmanında çalışmaya başladım.

Bu süreçte farklı farklı üniversitelerden, farklı farklı bölümler ve kulüplerden birçok insanla tanışma fırsatı buldum. Hatta bazılarıyla kırk yıllık ahbap gibi olduk, zaman zaman dertleştik zaman zamansa bir şeylere birlikte kafa yorduk.

Bu yazımda birlikte çalışmaktan keyif aldığım ekiplerden birinin bir etkinliğinden ve bu etkinlik özelinde yapılan ulusal organizasyonlar ve kulüpçülük denen olaya bakış açımız hakkında birkaç satır karalamak istiyorum. Keyifli okumalar 🙂

Kulüpçülüğü Yanlış Anlıyoruz

Yıllardır bir maceraya kapıldık gittik üniversite öğrencileri olarak. Hala da tartışılan ve net bir cevabı da olmayan bir süreç olan kulüpçülük olayını ne yazık ki ne doğru anlıyoruz ne de yanlış. Bu yüzdendir ki kulüplerle uğraşma evremiz üniversite yıllarımızın sadece ilk yıllarıyla sınırlı kalıyor. Yani asıl işi anladığımız, mantığını oturttuğumuz ve yönetip yönlendirecek pozisyona geldiğimiz zamanlarda “aman bu kulüp bana ne kattı” deyip geri çekiliyoruz.

Bir işte uzmanlaşmak, onu yapabiliyorum diyebilmek için o işe 10.000 saat ayırmak gerekirken, hamdım piştim diyemeyeceğimiz seviyelerde her şeyden el çekiyoruz. İşte burada da işin içine kurum kültürü giriyor. Her şeyden çabucak sıkılan, fayda denen şeyi sadece rakamlarla bağdaştıran bizler ne yazık ki  kurum kültürü oluşumuna balta ile girişiyoruz.

Değer Katmaktan ve Değer Kazanmaktan Kaçıyoruz

İstiyoruz ki bir takım seminerlere katılalım, oralardan bazı konularda sertifikalar alalım ve çıkıp evimize, sığınağımıza geri dönelim.

Yıllarca yaptığım bir hata oldu bu benim. Gerek görev aldığım, gerekse katılımcı olduğum etkinliklerde dinledim, not aldım ve sonra da çıktım gittim. Herhangi bir konuşmacının önünü kesip de soru sormadım ya da hayatıma bir perspektif sunduğu için teşekkür etmedim, ta ki bu seneye kadar..

Bir konferans bittikten sonra o konuşmacıyla konuşması hakkında sohbet etmek, ona sorular yöneltmek, güler yüzünü görmek ya da en basitinden ona bir teşekkür etmek çok hoş bir hismiş, bu sene öğrendim.

Dedim ya değer katmaktan kaçıyoruz. Hiçbir geri dönüş hatta hiçbir tepki vermediğimiz konuşmacı bilmiyor bize hissettirdiğini. Belki de ufak bir yorumumuzla onun bakışını değiştireceğiz ama buna cesaret edemiyoruz.

Neden Anadolu Üniversitesi Endüstri ve Verimlilik Kulübü’nü Yazıma Konu Ettim?

Haftasonu katıldığım etkinlik Aüevk tarafından 11. Kez düzenleniyordu. Dünya’yı ele alırsak sadece 11 senede neler değişti dersiniz? Mesela Amerika muhteşem bir kriz atlattı, hayatımızda olmayan bilişim firmaları Dünya devi haline geldi, artık uzaya gönderdiğimiz roketleri geri getirebiliyoruz. Anlayacağınız üzere pek çok şeyde inanılmaz bir ilerleme katettik. Peki bunlar nasıl oldu?

Sıkça duyduğumuz bir kavram var kültür diye.  Herkes tarafından bir parça destek verilen, birleştikçe ve büyüdükçe de inanılmaz sonuçlar elde edilen bir şey.. Tıpkı uzaya gönderdiğimiz roketleri geri getirebilmemiz gibi. Yıllar önce yerçekimi keşfedilmese belki bugün o roket tamamen işlevsiz olacaktı.

Bir de kurum kültürü denen bir kavram var. Kültür’ün kurumlara entegre edilmiş hali desek pek de yanlış bir tabir olmaz sanırım. Aüevk’nın da bu yazıya konu olmasını sağlayan şey oluşturduğu ve geliştirdiği kurum kültürü.

Bir işte uzmanlaşabilmek için çalışılması gereken 10.000 saatten bahsetmiştim. Günde 10 saatini o işe ayıran bir insan için 1.000 gün. Yani yaklaşık olarak aralıksız 3 yıl. Peki ya bu mümkün mü? Özellikle de bir öğrenci kulübü örneği söz konusu olduğunda?

Elbette ki mümkün. Kulüp üyeleri deneyimlemeyi ve deneyimlerini de kendilerinden sonrakilere aktarmayı prensip haline getirmiş. Bu sayede de bir kişinin 10.000 saatlik deneyimi değil bir organizasyonun 10.000 saatlik deneyimini oluşturmuşlar. Elbette ki bunu da sürekli iyileştirme ile desteklemiş ve etkinliğin ertesi gününden itibaren etkinliği değerlendirdikleri toplantılarla daha da iyisi için çalışmaya başlamışlar.

Sizlere bu süreci direk kulübün Dış İlişkiler Koordinatörü’nün kelimeleriyle aktarmak isterim. “Denetim kurulu bizim geçmişi öğrenmemiz şuan akıl alabileceğimiz daha tecrübeli olan kişiler aslında, geçmişle bağlantısı olmayan kurumlar/kulüpler yüksek başarılara ulaşmada her zaman zorluk çeker

Bu etkinliğe değer katan şey aslında tam olarak da buydu. Yılların birikmiş deneyiminin üstüne arı gibi çalışan bir ekip de eklenince değmeyin o organizasyonun keyfine.

Organizasyon Yönetmek Takım Elbise Giymekten İbaret Değil

Genellikle şahit olduğum şey bir organizasyonu planlayan, onun için çabalayan bir ekip ve bir ekip lideri etkinlik gününde jilet gibi giyinip salondaki en ön sıralara kurulurdu. Aralarından seçtikleri bir kısım ise ufak tefek işlere koşturur ya da dışarıda otururdu. Ancak Müyak’ta hiç de öyle olmadı.

Kulüp eş başkanlık sistemiyle yönetiliyor ve iki başkan da etkinlik boyunca hep bir yerlere yetişmeye, katılımcılarla sohbet edip fikirlerini almaya ve sahada olarak tüm gidişatı gözlemlemeye çalıştılar, diğer tüm ekip gibi.

Daha da çok hoşuma giden şey ise yanılmıyorsam 2. Ya da 3. Müyak döneminde kulübe başkanlık yapmış olan eski başkan da tıpkı onlar gibi etkinlik alanındaydı ve katılımcılarla sohbet ediyordu. Birkaç eski başkan daha ona eşlik ediyorlardı tabi. Kulüp işlerindeki dostlar bilirler destek alamamayı, özellikle de kendi içlerinden çıkmış insanlardan. Ancak burada durum farklıydı. Onlar enerjisini hala kaybetmemiş, hala birer üye olarak çalışıyorlardı.

Uzun lafın kısası başarılı bir etkinlik yapabilmek sadece iyi bir sponsor desteğine ya da üniversite adına bakmıyor. Böyle bir işin altından kalkabilmek için sağlam temeller üzerinde çalışan bir mekanizma gerekiyor ki her gelen kurcalayıp bozamasın.

Kendi adıma etkinlikte emeği geçen 2 başkan, 8 yönetim kurulu üyesi,14 yürütme kurulu üyesi,15 organizasyon takımı üyesiyle toplam 39 kişiye birer birer teşekkürü borç biliyorum. Başarı sizinle olsun birlikte başarmayı başarmış insanlar 🙂

Anadolu Üniversitesi Endüstri ve Verimlilik Kulübü Müyak Ekibi

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz
Alperen Bilgehan Dede

Süleyman Demirel Üniversitesi- Endüstri Mühendisliği bölümü öğrencisi, hayata dair şeyleri hayatın içerisinden öğrenmeyi seven, mühendislik etimolojisine hayran ancak eğitiminin problemli olduğunu düşünen insan taneciği…

http://alperendede.com