Yazmak Üzerine

İnsan ne için yazmalıdır? İnsanlar neden yazmaya ihtiyaç duyar? Yazmak bir ihtiyaç mıdır?

“Her şeyden evvel iki tür yazar vardır. Sırf ele aldığı konu için yazanlar ve sadece yazmak için yazanlar. Birinci tür kendisine, insanlarla paylaşılmaya değer görünen düşüncelere yahut tecrübelere sahiptir, ikinci türdekiler ise paraya ihtiyaç duyar ve dolayısıyla esasen para için yazarlar. Onlar yazmak için düşünürler ve düşüncelerini eğit bükerek, uzattıkça uzatmalarıyla kendilerini ele verirler. Keza yarı doğru yarı yanlış, tuhaf, sahte, zorlama ve kararsız olan düşüncelerini işleme tarzlarıyla, ve birde kaypaklık sevgileriyle, ki böylelikle olmadıkları gibi görünebilirler; ve onların yazılarında ki açıklık ve sarihlik eksikliğinin nedeni de budur.”

vintage_old_paper_pen_watch_writing_stamp_postcard_74947_1680x1050

İhtiyacımız olan cevapların bir kısmına yanıt vermiş yazarımız. İki tür yazar için de bir ihtiyaçtır yazmak. Kiminin içinde ki coşkuyu kağıda dökmeye ihtiyacı vardır kimisinin de paraya.. Para için yazıp edebiyatımızı çöplüğe çevirenlerin üzerinde durmayı gerekli görmüyorum. Burada asıl önemli olan bütün samimiyeti ile yazıp, insanlığa bir nebze olsun katkıda bulunan insanları anlatmak / anlamak.

Yazarlarla toplum arasında çift taraflı bir ilişki vardır. Bir toplumda yazarların üslubu, değindikleri konuları, anlatımları, yazılarında ki dünyaya bakış açıları başta bulundukları toplumları, ardından ulaşabildikleri ölçüde bütün insanlığı etkilemektedir. Bir de bu olayın tersten gelişimi vardır. İnsanlığın bulunduğu durumdan etkilenen bütün toplumların yapısı bu durumlara göre değişiklik gösterecek, değişen toplum yapısı da o toplumdan çıkacak olan yazarların üslubunu, değindikleri konuları, anlatımlarını ve dünyaya bakış açılarını etkileyecektir.ont

Ancak her devirde hakikatın bilincinde olan, mevcut düzenin sıkıntılarını kavrayan yazarlar çıkmıştır. Günler geçtikçe bu insanlar üzerinde katlanılmaz bir enerji birikmiş, bir müddet sonra da kalemlerini kuşanıp başlamışlar mücadeleye. Kimisi edebiyatta, sanatta gördüğü eksikliklere savaş açmış, kimisi de toplumda ki yozlaşmaya..

Peki kolay mıdır yazmak? Herkesin becerebileceği bir iş midir? Neden olmasın!? Samimi duygularla yazılmış, gerek bir eksiği kapatmak gerekse içinizi kemiren yozlaşmaya karşı yazdığınız iki sayfalık bir yazı, para için yazılacak yüzlerce sayfalık kitaptan çok daha değerli değil midir? Sadece özgün düşüncelerinizi, kağıda aktarıp biraz da okuyucuyu düşünerek içeriğine dokunmadan, anlatımını düzenleyerek yazdığınız birkaç sayfa yazı ile sizde biz insanlara, girdiğimiz bu bataklıktan çıkmak için elinizi uzatabilirsiniz.

“Bir yazar malzemesini doğrudan kendi kafasından, bir başka ifadeyle kendi müşahedelerinden çıkarmadıkça okunmaya değer değildir.”

İşte bir nevi bizim söylediklerimize destekleyen bir cümle. Düşüncelerinizi, tecrübelerinizi, bilgilerinizi kafanızda bir güzel harmanlayarak, beğenilme kaygısından uzak ancak okuyucuya gösterdiğiniz saygıyı işlediğiniz her yazı okunmaya değerdir. Yeter ki ait olduğu okuyucu kitlesinin eline geçsin.

O halde artık yazmaya karar veren arkadaşlarımıza birazcık ipucu verelim.

Yazınızın okunmasını etkileyecek en önemli faktör hiç şüphesiz başlığıdır. Hele günümüz dünyasında, sosyal medyada dolaşırken parmakları ekranda tutup yazı başlığına tıklatmak ciddi bir marifet gerektiyor.

“Adres bir mektup için ne ise başlıkta bir kitap için o olmalıdır; bir başka söyleyişle, onun temel amacı kitabı kamuoyunda onun içindekilere ilgi duyacak olanlara ulaştırmak olmalıdır. Dolayısıyla başlığın etkileyici olması gerekir ve esas itibariyle kısa olduğundan, veciz, kısa, öz ve gizli anlamlara gebe olmalıdır ve eğer mümkünse muhtevayı tek bir sözcükle anlatmalıdır.”

Okuduğunuz üzere yazınızın okuyucuyla ilk teması, kullandığınız başlık olacaktır ve alelacele koyulmuş, uzun, kıt anlamlı bir başlık okuyucu üzerinde fazlasıyla olumsuz bir etki bırakıp yazınızın içeriğinin bile önüne geçebilir, hatta okunmasını dahi engelleyebilir.

Gelelim ikinci ipucuna; yazının içeriği.. Eğer sürekli bir yazarsanız ve başlığınız ile okuyucuyu bağlamışsanız, ikinci kısım olan içerik devreye girecektir.mightier_than_the_sword_pen_writing_writer_hd-wallpaper-1595023

“Bir kitap asla yazarının düşüncelerinin suretinden ve damgasından daha fazla bir şey taşıyamaz. Bu düşüncelerin değeri ya ele aldığı konu veya malzemede ve dolayısıyla üzerine düşündüğü şeyde ya da biçimde, bir başka söyleyişle malzemesini, dolayısıyla ele aldığı konu üzerine düşündüğünü geliştirme tarzında saklıdır.

Ele alınan konu herkesin erişebileceği ve herkesçe bilinen bir mahiyete sahip olabilir. Fakat bunların ele alınma yahut yorumlanma tarzı, bunlar üzerine düşünülmüş şey kitaba değerini kazandırır ve bu, yazara bağlıdır.”

İçerik konusunda en önemli husustur malzemenin size ait olması ve onu işleyiş biçiminiz. Değindiğiniz konular belki sıkça tartışılıyor olabilir. Ancak siz bunları kendi zihninize göre yorumlayıp -ki bu durumda muhakkak fark yaratmış olacaksınız-, kendi düşünce biçiminizde  güzel bir üslupla yazıya döktüğünüz takdirde özgünlüğü ve kalıcılığı yakalayabilirsiniz.

Az önce lafını açtığımıza göre şimdi de üçüncü ipucumuz olan üsluba değinelim birazda.

“Üslup zihnin fizyonomisidir ve mizaç yahut kişilik için bedenin fizyonomisinden daha güvenli bir ipucu sunar. Bir başka kimsenin üslubunu taklit etmek bir maske takmaya benzer. Maske ne kadar güzel olursa olsun cansız olduğu için çok geçmeden yavan ve tahammül edilemez bir şey haline gelir; dolayısıyla tasavvur edilebilecek en çirkin çehre olsa bile değil midir ki canlıdır, maskeden daha iyidir.”

writing

Üslup sizin yazar kimliğiniz olacaktır bir nevi. Düşüncelerinizi, hislerinizi, kısacası ruhunuzu kaleme dökme biçiminiz olacaktır ve bunu en iyi kendi kişisel kültürünüzle yapabilirsiniz. Diğer türlü taktığınız hiç bir maske sizi olduğunuzdan daha iyi anlatmayacaktır.

“Bir yazarın üslubu onun nasıl düşündüğünün, onun düşüncelerinin temel doğasının ve genel niteliğinin tam bir dışavurumudur. Üslup bir insanın, üzerine düşündüğü konu, yahut o konu hakkında düşündükleri ne olursa olsun, bütün düşüncelerinin şeklî tabiatını ele verir ve bunun her zaman aynı kalması gerekir. Deyim yerinde ise üslup bir kimsenin bütün fikirlerinin, ne kadar çeşitli olursa olsun yoğrulup şekillendirdiği hamurdur.”

Bu kitabın hakkını vererek analizini yapıp yorumlasak sanırım kendisinden daha kalın bir kitap çıkartmak zorunda kalırdık. Yazarımız belki de bu yüzden özellikle okuduklarımızı düşünmek üzerine bize öğütler veriyordur kitapta. Sanırım kitabın adında ki “YAŞAMAK” kısmı da bunun için var. Üzerine düşündüğünüz şeylerin bir kısmını yazarak bir kısmını da yaşayarak anlatabileceğimizi bildiriyordur belki de bize.

Defalarca okusanızda her okumada muhakkak bir şeyler yakalayacağınız bir kitapla baş başa bırakıyorum artık sizleri. Üzerinde duramadığım konularıda ele alacağım diğer yazılarda görüşmek üzere..

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz
Mehmet Ali Kurtulmuş

Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendislliği
İlgi alanları; İktisat, Felsefe, Sosyoloji ve Öğrenen Organizasyonlar