tumblr_static_tumblr_static_filename_640

En Büyük Engel Kendinizsiniz

Uzun zamandır öğrencilerimin en çok sorduğu sorulardan biri de şu: Ben çıkınca ne yapabilirim? Ben birşey bilmiyorum ki! Beni alırlar mı acaba? Bu soruların cevapları bir önceki yazımda saklı aslında. Ama sadece üniversite bitirmenin de yetmeyeceği açık ve net. Bu noktada bugüne kadar yaşadıklarımı anlatmam sanırım birçok kişiye az da olsa fikir verecektir diye düşünüyorum.

Burada yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için hemen şunu söylemekte fayda var. Ben çok başarılı bir insan değilim, herşeyi çok iyi bilmiyorum, çok iyi noktalarda değilim, sadece kendi halinde bir öğretmenim. Dediğim gibi sadece fikir olması amacı ile paylaşıyorum.

Öncelikle Anadolu Lisesi'ni kazanamamıştım. Oratokul sonrası sınavlarda da başarısız oldum. 1988 yılında Meslek Lisesi sınavlarına girdim. Orda Isparta Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü'nü kazandım. Kazandığım bölüm hakkında çok da bilgim yoktu. Rahmetli dedem (babam vefat etmişti) meslek lisesine gitmemi çok istedi ve böylece meslek lisesi yolculuğum başladı. İlk hediyem de bir avometreydi.

O zamanlar Bilgisayr Bölümü Meslek Lisesi'nde yoktu. Meslek Lisesi'nde 1. sınıf sonunda belli derslerin not ortalamaları toplanıyor ve belli bir sınırı geçen 20 kişiyi Teknik Lise bilgisayar bölümüne alıyorlardı. Neyse ilk sene elektronik bölümünden de çok hoşlanmamıştım zaten. O zamanlar da çok öğretmen yoktu Elektronik ve Bilgisayar bölümlerinde. Elektronik Bölümünde yeni 2 öğretmenimiz gelmişti. Bilgisayar Bölümü'nde ise öğretmenimiz yoktu. Evet evet yanlış duymadınız hiç öğretmenimiz yoktu. Bir teknisyenmiz vardı ve derslerimize o giriyordu. Son sene gibi, yeni bir öğretmenimiz geldi. Bu arada o zaman da pek havalıydık. Bilgisayar Bölümü'nde okuyorduk, bilgisayara sahip insan sayısı da çok çok azdı. 20 Adet IBM 80X86 64 KB Ram'li bilgisayralarımız yanlarında da Dot matrix yazıcılarımız vardı 🙂 PW'de dokümanlar yazar, Banner'da ilanlar ve resimler hazırlayıp basardık. Bir de bunları ailemize ve tanıdıklarımıza gösterirdik. Basic görüyorduk sadece, ama dedim ya öğretmenimiz yoktu. Hiç unutmam, sayı tahmin oyunu yazmıştık okulda. Onu bir kağıda yazıp dayımlara götürmüştüm. Onlarda Comdore64 bilgisayar vardı. Yazıp onlara göstermiştim 🙂

Böylece lise yıllarını pata küte bitirdim. İlk yıl üniversite sınavında ÖYS'yi kazanamadım. Amacım Bilgisayar Öğretmeni olmaktı. İkinci yıl kendime bir hedef koydum. Ya Gazi ve üstündeki tercihlerim olacaktı ya da Hava Astsubaylığı'na gidecektim. Sınava girdim. Sonra Hava Astsubaylık sınavlarına girdim. Hava Astsubaylığa kabul edilmiştim. İstediğim yer olmazsa oraya gidecektim. Sınav açıklandı, koşarak gazeteden kazandığım yeri öğrendim. Heyecanla gazetedeki kodun neresi olduğunu anlamaya çalışyordum. Evet Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Bilgisayar Sistemleri Öğretmenliği Bölümü'nü kazanmıştım. Sıra Ankara yılları'na gelmişti.

Bilgisayar bölümüne gelmiştim. İlk dönem Basic dersimiz vardı. Programlamadan anlıyormuydun derseniz, meslek lisesi mezunu olmama rağmen pek de ilgim yoktu. Amaç belliydi, okul bitirmek ve öğretmen olmak. Neyse, sonra bir dönem de pascal gördük. Bilgisayar lablarımız çok da iyi değildi. Zaten benim çok da merakım yoktu zaten. Ders çalış filan derken 3. sınıfa geldik. Dersleri geçiyordum, fena bir öğrenci sayılmazdım. Ama bilgisayar konusunda ne biliyordun derseniz orası faciaydı.

O zaman bilgisayarım da yoktu. Zorluklar içindeki Annem'e 1000$'a Pentium 120 makine aldırttım. O zaman Windows 3.1 vardı ve Windows 95 yeni çıkıyordu. Office programları da çok yeniydi. Bizim üst kattaki öğrenciler tez yazarak para kazanıyorlardı. Oradan word görmüş ve biraz kullanmıştım. 3. sınıfın sonunda bir akrabamız bana Ankara'da staj için yardımcı olabileceğini söylemişti. Tamam dedim. Yazın Ankara'da kalacaktım. Torpilli olan ben staj yapacağım firmaya gittim. Orada yazılımdan sorumlu personel şu soruyu sordu. "Bilgisayar konusunda ne biliyorsun?". Verdiğim cevabı şu an hatırlayınca bile utanıyorum. "Biraz word biraz excel!". Ama torpilliydim staj yapabilecektim.

Staj başlamıştı, ben sadece poğaça almaya gidiyor ve fatura yatırıyordum. Bir gün şirketteki programcı çalışanlardan biri benim yanıma oturdu ve bana Veri Tabanı Yönetimi anlatmaya başladı. Bu da neydi, ben okulda böyle bir şey görmemiş ve duymamıştım. Bana hergün üsenmeden anlatıyor ve ben de o an anlamasam bile evet anladım diyordum. Şirkette Visual FoxPro diye bir program kullanılıyordu. Görsel programlamayı ve veritabanını ilk orada gördüm. Anlamıyorum tekrar eder misiniz? demeye utanıyordum, eziliyordum.

3. sınıftayım ve hiçbirşey bilmiyordum. O zaman internette vardı ama yeni yeni sadece üniversitede girebiliyordum. Bildiğim tek şey yahoo.com sayfasının açıldığıydı. Bizim bir arkadaşımız her gün gider okulda unix ve linux ile uğraşırdı, internetten bahsederdi. Biz ise gülerdik!

Ben işler böyle devam edecek derken, bir gün bana bir görev verildi. Bir program yazmam istendi ve deadline verildi. Bana yardımcı olan stajyer arkadaş da izinliydi. O an ne kadar utandığımı ve korktuğumu sizlere anlatamam. Ama olmuştu, kendim birşeyler yapabilmiştim. Bu güvenle kendim hızla birşeyler yapmaya başladım.

Yaz stajı bittiğinde şirket bana part time çalışma teklif etmişti. Çok sevinmiştim, artık ben de bir şeyler yapabiliyordum ve para kazanabilecektim. Buradan, ezilmeden ve zorlanmadan birşeylerin başarılamayacağını öğrenmiştim. 4. sınıf başından sonuna kadar özellikle programlama ve veri tabanı konusunda kendime çok şeyler kattım.

Okul bitti ama öğrenme devam ediyordu. Oysa öğretmen olarak Isparta'ya atanmıştım ama Öğretim Görevlisi olarak üniversiteye başladım. Bundan sonra çalışmayı ve kendim öğrenmeyi hiç bırakmadım. Yakaladığım tüm eğitim ve kurs imkanlarını değrlendirmeye çalıştım. Yeni çıkan ve merak ettiğim herşeyin üzerine gittim.

Burada şu mesajı vermek istedim. Arkadaşlar hiçbir durum sizin öğrenmenize ve başarmanıza engel değil.

En büyük engel kendinizsiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Selamlar 🙂

Pdf İndir

Ecir

Print Friendly, PDF & Email
Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz