Kitap Oku – Simyacı

Gençlik yıllarında hippi olan, zamanında Hristiyanların hac yolculuğuna katılmış, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve şarkı sözü yazarı Paulo Coelho’nun en çok okunan çağdaş yazarlarından birisi olmasını sağlayan Simyacı 42 ülkede yayımlanmış ve 26 dile çevrilmiştir. Eleştirmenler tarafından ‘fenomen’ olarak nitelendirilmiş kitabı okumadan önce methini çok duymuştum.

Gördüğüm ilk yerde aldım ve merakla okumaya başladım. Akıcılığındandır ki çok kısa bir sürede bitirdim ve gerçekten şunu diyebilirim ki ; insanın hayata bakış açısını değiştiriyor. 

Kitap, Santiago adında bir gencin “kişisel menkıbesini” bulma öyküsünü anlatıyor. Santiago, genç yaşlarda Endülüslü bir çoban olarak geçiyor. Simyacı ise, onun İspanya’dan Mısır’a, gömülü bir hazineyi bulma çabasının öyküsü.

Santiago çobanlık yapıyorken üst üste gördüğü rüyalar onu rahatsız etmiş ve bu rüyaları üzerinde sürekli düşüncelere dalmış. Sonunda bir falcıya giderek rüyalarını anlatmış . Falcı bunun üzerine anlatacaklarını kimseye söylememesine yemin etmesini ve bir miktar para karşılığında ona anlatabileceğini söylemiş. Hayatta her şeyin bir karşılığı olduğunu hatırlatmış. Bizimki bunu kabul etmiş ve daha sonra falcı ona Mısır Piramitlerine gitmesi gerektiğini, orada onun için bir hazine olduğunu söylemiş. Santiago bunun üzerine hayal kırıklığına uğramış ve bir daha rüyalara inanmamaya karar vermiş. Sonrasında bir krala denk geliyor bizimki ve kral ona da hazinesini bulmasını gerektiğini söylüyor ve yardım için 6 koyun getirmesini istiyor. Buradan yine anlaşılıyor ki hayatta her şeyin bir karşılığı var. Santiago böyle böyle düşlerinin peşinden gitmeye karar veriyor ve çok zorlu süreçlerden sonra Mısır’a varıyor. Bu yolculuk esnasında birçok mesaj veriyor kitapta. Altını çizdiğim şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

  • Bir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor.
  • Gerçekten bir şey yapmak istiyorsanız, bütün evren sizin yararınız için işbirliği yapar. ( Bu cümle kitapta çok sık kullanılıyor)
  • Sözcüklere gereksinim duymayan evrenin dilini çözümlemeyi başarırsam, dünyayı kavramayı başaracağım.
  • Kuran’ın yasası aç insanları doyurmayı buyurur.(Kitapta din konularına çokça değinmiş ve olaylarla bütünleştirerek çıkarımda bulunmamız istenmiş.)
  • Hayat, senin kişisel menkıbeni yaşamanı istiyor.

Beni etkileyen bir kısım da var ki o da şurası :

Santiago yolculuğu sırasında Mısırlı bir bülluriye tüccarına rastlıyor. Bir süre sonra da para kazanmak için tüccarın yanında işe giriyor. Bu tüccar kendi halinde geçinen, hiçbir şeyin fazlasında gözü olamayan ve Mekke’ye gitme hayaliyle para biriktirmek için açmış dükkanını. Hayatındaki tek amacı Mekke’ye gitmek olan inançlarına bağlı bir tüccar düşünün. Neyse, Santiago çalıştığı süre içerisinde dükkanı geliştiriyor, gelirlerini arttırıyor ve ihtiyacından daha fazla para kazanıyor. Bir gün tüccarla sohbete dalıyorlar ve konu tüccarın neden Mekke’ye gitmediğine geliyor. Ben sizlere o kısmı anlatayım sizler de kendi çıkarımınızda bulunun.

  • – Sen bana iki gün önce hiç yolculuk düşleri görmediğimi söyledin. İyi bir müslüman için beşinci şart yolculuk yapmaktır. Hayatımızda hiç olmazsa bir kere kutsal kent Mekke’ye gitmek zorundayız. Mekke piramitlerden çok daha uzakta.Gençken sahip olduğum az bir miktar parayı bu dükkanı açmak için kullandım. Günün birinde Mekke’ye gidebilecek kadar zengin olmayı umuyordum. Doğrusunu istersen para kazanmaya başladım ama kristalleri kimseye emanet edemedim. Bu süre içerisinde Mekke’ye giden birçok insan uğradı dükkanıma ve aralarında yoksul insanlar da vardı. Hepsi mutlu dönüyorlardı. Bunlardan biri hayatını ayakkabı tamir ederek kazanan bir kunduracı, çölü geçmek için bir yıl yürüdüğünü söyledi, ama şimdi kösele almak için Tanca sokaklarında yürümek zorunda kalınca kendisini daha yorgun hissediyormuş.
  • + Peki Mekke’ye şimdi neden gitmiyorsunuz ? diye sordu delikanlı.
  • – Beni hayatta tutan Mekke’dir. Hepsi birbirine benzeyen günlere, raflara dizilmiş şu vazolara, iğrenç bir aşevinde öğle-akşam yemek yemeye katlanacak güç veriyor bana. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak.

Kitapta sürekli düşlerden, mesajlardan, kişisel menkıbeye ulaşmaktan, kendi sesini dinlemekten bahsediyor. Evrenin herkes için ortak bir dili olduğunu ve bu dili anlamanın öneminden bahsediyor sık sık. Kitabı mesajları daha iyi anlamanız için mutlaka okuyun derim. Ben altını çizdiğim cümlelerle devam edeyim.

  • Ben ne gelecekte ne de geçmişte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun.
  • İnsan sevdiği için sever, aşkın hiçbir gerekçesi yoktur.
  • Bilgeler, doğal dünyanın Cennet’in bir görüntüsünden ve bir suretinden başka bir şey olmadığını anladılar. Tek gerçek şudur ki, var olan bu dünya, bundan daha mükemmel bir dünyanın var olduğunun güvencesidir.
  • Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu yüzden en iyisi onun söylediklerini dinlemek. 
  • EN KARANLIK AN ŞAFAK SÖKMEDEN ÖNCEKİ ANDIR. 
  • Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki neden bilir misin ? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar.
  • Gözler ruhun gücünü gösterirler.
  • Başkasının kişisel menkıbesine burnunu sokan kimse kendi kişisel menkıbesini kesinlikle keşfedemez.

Kitabın içerisi sanki gizli bir bahçe gibi. O bahçeye dışarıdan bakarak olmaz, sadece içerisine girip bahçede sakin sakin gezinerek, burnunuza gelen kokuların kaynağını arayarak anlayabilirsiniz . Felsefe, din, hayat, sevgi, amaç her şey var içerisinde. İyi ki okumuşum dediklerim arasında en üst seviyelerde. Bence durmayın ve bu 160 sayfalık kitabı hemen alıp okumaya başlayın derim ben.

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz