İş Hayatı Röportajları – Ozan Sönmez – T-Jump San Francisco Managing Director

Merhabalar.

T-Jump San Francisco şirketinde Managing Director olarak görev yapan Ozan Sönmez ile gerçekleştirdiğimiz keyifli bir röportaj ile sizlerle beraberiz. Keyifli okumalar. 

Reyhan Göç: Klasik soruyla başlıyorum; bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ozan Sönmez: Şu anda San Francisco’da bir yatırım şirketinin hızlandırıcı programlarını yönetiyorum. Son bir senedir Türkiye’den ve gelişmekte olan ülkelerden start-upların Amerika’da daha hızlı büyümeleri ve oradaki bilgiye, networke, kaynaklara daha hızlı ulaşmaları için çalışıyorum. Ondan önce Ortadoğu’da büyük bir üniversitede -Kral Abdullah Üniversitesinde- 3 sene boyunca, özellikle teknoloji alanında ilerlemiş fikri, mülkiyet, patent ya da yeni bir buluşu olan bireylerin o buluşu ticarileştirmeleri için çalıştım. Ondan önce de mali müşavirlik yaptım. Büyük bir denetim danışmanlık şirketinde ve çoğunlukla global şirketlerin denetiminde bulundum. Start-uplar ile ilgim yaklaşık 10 sene önce başladı. Önce yatırımcı, sonra program yöneticisi olarak, şimdi de tekrar yatırımcı ve program yöneticisi olarak özellikle Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerdeki start-uplara bilgi, beceri ve kaynak bulma konusunda destek oluyorum.

R.G: Gençlere destek olmak, insanların gelişimlerini izlemek size ne hissettiriyor? 

O.S: Bu esasında hayatın anlamıyla çok doğru orantılı bir soru. Çünkü insan sosyal bir hayvan, eğer kendi etrafında, kendisinden sonra veya kendisiyle beraber büyüyen bir şeylere katkıda bulunmazsa hayat amacının çok olmadığını görüyorsun. Dolayısıyla herkesin hayatının amacında bir yerde başkalarının ilerlemesine katkıda bulunmak var. Bu benim için çok uzun zamandır böyle. Üniversitede ders vermeye, start-uplara destek olmaya başladığım zaman da katkımla A noktasından B noktasına daha hızlı gittiklerini görmek benim için büyük bir gurur kaynağı. Özellikle şuanda bunu Türkiye’den Amerika’ya gelen start-upların ilerleyişlerinde görmek beni gerçekten mutlu ediyor. Ben yaptığı işi seven, yaptığı işi para almasa bile yapan bir insan oldum. Bu benim için güzel denk gelen bir küme. Hem yaptığım işi seviyorum hem de bu işi yaparak hayatımı devam ettirebiliyorum. Girişimcilik tarafına yeni başlayan gençlerin bilgiye ve kaynağa daha hızlı ulaşmasını sağlayınca onların ilerlemesi, seni geçmesi gurur duymanı sağlıyor. Bu temel bir motivasyon kaynağı benim için.

R.G: Genç girişimcilere ne söylemek istersiniz ne önerirsiniz?

O.S: Özellikle Türkiye’deki genç girişimcilere 3 tane S’den kaçmalarını söylüyorum: “Small, Slow ve Shy”

Small– Türkiye’deki genç girişimcilerin çoğu çok küçük düşünüyor. Türkiye hatta sadece İstanbul pazarında geçerli olabilecek fikirler peşinde koşuyorlar ve vakit harcıyorlar. Small’u hayatlarından çıkarıp daha büyük düşünmeleri lazım.

Slow– Çok yavaş ilerliyorlar. Dünya artık hıza karşı rekabet ediyor. Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminde özellikle gençler ne kadar hızlı gitmeleri gerektiğinin farkında değiller. Çok yavaş gidiyorlar. Günümüz, annelerinin babalarının yaşadığı çağ gibi değil artık, çok hızlı ilerliyor. Bundan on sene önce cep telefonu yoktu, şimdi trilyon dolarlık bir endüstri haline geldi. Bundan on sene önce akıllı telefonlardan çok anlamayanlar şu anda milyon dolarlık şirketlerin sadece mobil üzerinde kurulabildiğini görüyorlar. Geç kalmamaları lazım. Yeni teknolojiye çok geç adapte oluyorlar. Biz tüketimde çok hızlıyız, ama kullanımda ve katma değer üretmekte çok yavaşız. Dolayısıyla gençlerin o yavaşlıktan kurtulup çok hızlı ilerlemeleri lazım.

Shy- Girişken gibi gözükse de utangaç bir gençliğin var olduğunu görüyorum. Bir konferansa gittiği zaman yaptığı işi doğru düzgün anlatmaktan, yaptığı işi kritik almaktan, yanındaki insanla tanışmaktan, sınıf arkadaşına ‘Sen bu konuda ne düşünüyorsun?’ demekten utanıyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla bunun bir sebebi; gençliğin sahip olduğu başarısızlık korkusu. Başarısız olmamak için ne yaptığını anlatmayan, denemekten korkan bir gençlik var. Bu kültürel bir şey. İster lise öğrencisi olsun ister girişimci veya benim yaşımda birisi, insanlar kendi düşündüklerini aktarmakta zorlanıyorlar. Dolayısıyla bunları düzeltip çok hızlı hareket etmeleri, utangaçlıktan ve başarısızlıktan korkmamaları, küçük düşünmeyi bırakmaları lazım. Dünyada herhangi bir kendi yaşıtları arasında dezavantajlı değiller, kaynaklar sonsuz, ulaşmayı ve kendi kendine öğrenmeyi bilen gençler için çok ciddi kaynaklar var. Ama nerede bulacağını sormaktan çekinmiyor olması gerek. Sorarsa en azından bir cevap alabilir en kötü hayır cevabını alır, sormazsa hiçbir cevap alamaz. Dolayısıyla o 3 S’den kaçınmalılar.

 

R.G: Biraz sosyal değişim laboratuvarlarından bahseder misiniz?

O.S: Sosyal değişim laboratuvarı bundan 4 sene önce etki yatırım ofisinin başında bulunduğum Hollandalı bir şirketin, bir üniversite ortaklığında başlattığı bir çalışmaydı. Biz gelir amaçlı girişimlerin hızlandırıcı programlardan geçince başarıya daha kolay ulaştıklarını görüp, sosyal girişimlerin de bu yoldan geçmesi için bir program kurduk. Program birkaç tane büyük kurumun desteğiyle hayata geçti ve biz yatırım, eğitim ve networklere ulaşım konusunda çeşitli sosyal girişimcilere katkıda bulunduk. Aslında gelir amaçlı bir start-upın kullanması gereken metodolojilerle gelir amacı gütmeyip etki amacı güden bir start-upın gitmesi gereken yoldaki alet edevat takımı aynı. Bir tanesinin içinde kâr amacının dışında yüksek bir amaç var. Dolayısıyla o etki ölçümü kaynakları haricinde kalan her şeyi aynı şekilde yaparsa daha hızlı ilerleyebilir.

Özellikle çevre, gençliğin eğitimi, fırsat eşitliği, engellilerin daha güzel bir kaynak erişimine ulaşmaları alanında oldukça fazla start-up fikri geliyordu. Bunların hepsini bir programdan geçirdik ve onun sonucunda da bazı start-uplara kurumlar destek verdi. Bunlardan bir kısmı hala çalışıyor, bir kısmı kapandı. Sonuçta biz sosyal etki ile kâr amacı güden start-uplar arasında metodolojilerinin aynı şekilde uygulanabileceğini gösterdik ve hızlandırıcı programların katkılarıyla daha hızlı ilerleyebileceklerini gördük. Bunun sonucunda şöyle güzel bir gelişme oldu. Biz sadece kar amacı güden değil kar amacı gütmeyenlerin de hızlandırıcı programlardan fayda sağlayabileceğini 4-5 sene önce gösterdik. YCombinator, önce Boston’da kurulan şu anda Silikon Vadisindeki ilk hızlandırıcı. Geçen sene daha yüksek sesle yeni kar amacı gütmeyen programları kendi programlarına davet etmeye başladı. Hem yatırım yapmaya hem de hızlandırıcı sistemine dahil ettik. Biz ekiplerine inandığımız sosyal girişimlere yatırım yapmaya ve onları hızlandırıcılara almaya 3, 4 sene önce başlamıştık.

Kaynak çok aslında, sadece o kaynağa hızlı şekilde ulaşılabilecek metodları girişimcilerin öğrenmesi lazım. Sosyal girişimci de olsa buna açık olması lazım.

R.G: Bu laboratuvarları kurmaya sizi teşvik eden bir şey var mıydı?

O.S: Esas teşvik kaynağı bizim açımızdan, genel fikirlerin içinde yeni teknolojileri kullanarak, kardan önce bir etki yaratmak isteyen girişimcilerin varlığıydı. Bunu ilk başlatanlardan birisi Bilgi Üniversitesi’ydi, sosyal girişimcilik programı vardı. Daha sonra Özyeğin Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi ile devam etti. Şimdi girişimcilik vakfında böyle faaliyetler var. Bizi motive eden yeni teknolojilerle beraber mevcut problemlere çok daha etkili çözümler üretebilmek için kafa patlatan girişimcilerin varlığıydı. Onlar olduktan sonra onlara nasıl daha iyi hizmet veririz nasıl daha iyi kaynak bulmalarında yardımcı oluruz diye düşündük.

R.G: Türkiye’den gelen en iyi proje hangisiydi?

O.S: Benim çok net hatırladığım 2 proje var. Bir tanesi Türkiye’de yaşayan bir Amerikalı sivil toplum gönüllüsünün yaptığı bal yoluydu. Bal yolu yurt dışında özellikle şarap tadımı için geçen kavramı -insanların çeşitli üreticilere birebir gidip, bilgi alıp tadım yaptığı şeyi- bal için yaptı. Bunu da Kuzey Anadolu tarafında Kars Van ve Kuzey Karadeniz tarafında gerçekleştirdi. Böylece yurtdışından Türk balını yerinde görüp yerinde tadıp oradaki insanlarla o balın yaratılma aşamalarına katkıda bulunan bir eko turizm örneği yarattı.

Daha sonra Tülin Akın büyük kurumların da desteğini alarak Türkiye’deki tarım alanındaki teknoloji adaptasyonunu çok hızlandırdı. Çiftçilere bir portal hazırladı. Onların ihtiyacı olan bilgilere erişmeleri için çok kuvvetli bir çabaydı. Biopipe, özellikle kanalizasyona erişimi olmayan, uzak alanlardaki, arıtma tesisi olmayan yerlerde arıtmayı biyolojik yönde ve herhangi bir kimyasal kullanmadan yapabilecek bir yöntem tasarladı. Hatta geçen sene yatırım aldı. Dolayısıyla Türkiye’den çok fazla böyle start-up çıkabiliyor. Hem yabancı yatırımcılardan yatırım alan hem Amerika’dan müşteri bulan oldukça start-up oluyor. Ben 3senedir Orta Doğu’da olduğum için çok takip edemedim son zamanlarda.

R.G: Sosyal girişimciliği arttırmak için yaptığınız çalışmalarda nelere dikkat ediyorsunuz? Gelen projelerde sizi en çok mutlu eden şeyler nelerdir?

O.S: Benim en çok dikkat ettiğim, girişimcileri en çok uyardığım şey korumaları gereken bir denge olduğunu hatırlatmak. Genelde sosyal girişimciliğe odaklanmış girişimciler elde edecekleri yeni kaynakların ne kadar büyük bir etki yaratacağını düşünerek hareket ediyorlar, bu doğru bir yaklaşım. Fakat daha çok kaynak elde ederlerse daha hızlı büyürlerse daha büyük bir etki yaratacaklarını bazen atlayabiliyorlar. Özellikle bazı sosyal girişimciler kâr amacı güden kurumlardan destek almaktansa çok daha yavaş büyüyen organik büyümeyi tercih ediyorlar. Bu onların etki alanını daraltıyor. Benim onlara önerim, kendi prensiplerini satmak olarak düşünmeye gerek yok bunu, çok yanlış bir kavram o, mümkün olan en yüksek kaynağı kendi amaçlarını kaybetmeden, etki edeceklere kitleye dokunmayı ihmal etmeden ulaşmaya çalışmaları lazım. İdealizmin bir ölçüsü var, “Hiç kâr amacı güden kurumda çalışmayacağım, sadece bireylerden destek alacağım öyle büyüyeceğim” diyen bir sosyal girişim daha yavaş büyüyebiliyor. Dolayısıyla yapmak istediği amaç, etki etmek istediği kitle, çözüm üretmek istediği problem ve çözümü daha yavaş sürüyor. Oysaki prensiplerini kaybetmeden kâr amacı güden kurumlarla çalışmayı kabul edip, onlardan aldığı kaynağı işe döküp daha hızlı büyüyen start-uplar, sosyal girişimciler neticede etki etmek istedikleri kitleye ve çözüme gitmek istedikleri probleme daha hızlı gidiyorlar. Dolayısıyla oradaki dengeyi çözmeleri lazım.

Bütün girişimciler kaynak eksikliği yaşar. Zaten çok kaynağı olsa herkes girişimci olur. İşte beni en mutlu eden şey de Türk girişimcilerin özellikle çok dirayetli ve çalışkan olması. Özellikle bir probleme kafayı takmış ve o problemi çözmek için emek harcayan girişimciler Türkiye’deki kaynak sıkıntısının üzerine çıkıp onun etrafından dolaşıp bir şekilde hayatlarına devam edebiliyor ve büyüyebiliyorlar. Kaynak problemi yaşadığı için zorlanan çok start-up var elbette. Ama bir şekilde o etki, değişim amacı onları devam ettirebiliyor. Bu güzel bir şey. Çok kolay vazgeçmiyorlar.

R.G: Hayattaki en büyük hedefiniz nedir?

O.S: Benim hayattaki hedefim kendi yaratabileceğim etkiyi maximize etmek.

Ben kendim bir startup kursam yaratabileceğim etkinin sınırlı olacağını düşünüyorum. Ama bugüne kadar getirdiğim birikim, kurumsal mali tecrübe ve uluslararası deneyimin bazı startupları çok daha hızlı ilerletebilir, ilerletiyor zaten. Ben kendi etkimi diğer startupların daha hızlı gitmeleri, başarıya daha çabuk ulaşmalarını sağlayarak yapıyorum. Özellikle başlangıç aşamasından büyüme aşamasına geçmekte olan start-upların yeni kaynağa yeni bilgiye, yeni yatırımcıya, yeni danışmana ve yeni iş modellerine ulaşmalarını daha kolaylaştırıyorum. Dolayısıyla onların daha az başarısız olmasını sağlıyoruz. Karşılaşmaları halinde kolay atlatabilecekleri problemlerin etrafından geçirtip bilmedikleri problemlerle karşılaşmalarını sağlıyoruz. Dolayısıyla kör gözün parmağına problemleri aşıp gerçekten inovasyonla alakalı, pazar büyümesiyle alakalı problemlerle ilgilenip daha hızlı ilerleyebiliyorlar. Başarısızlık oranlarını düşürüyoruz, tabi ki sıfıra indirmek mümkün değil, girişimcilik riskli bir konu. Yeni bir şey yapmak her zaman riskli ama herkesin daha önce yaptığı hataları bilerek ve onları o konularda uyararak yeni hatalar yapmaları için teşvik ediyoruz. Bu da bence onların başarısızlık oranlarını azaltıp başarı oranlarını arttırıyor. Benim için bu büyük bir motivasyon kaynağı.

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz
Murat Bilginer

Industryolog Akademi Founder – Endüstri Mühendisi
Canias ERP Troia Geliştiricisi & Yazılım Uzmanı
7 Yıldır bildiğini paylaşmak için çabalayan bir blogger.

http://muratbilginer.net/