İş Hayatı Röportajları – Ender Pak Mercedes Benz Türk-2


Merhabalar,
Röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Keyifli okumalar…

Eray Türit: Ekibinize liderlik ederken en çok dikkat ettiğiniz şeyler nelerdir?
Ender Pak: Dikkat ettiğim şey, başarıya tüm ekibi ortak etmek, hatta ekibimin başarısı olarak lanse etmek, başarısızlığı da önce kendime yazmak . Başarısızlıktan sonra tüm ekibimle beraber “Bu başarısızlıktan ne öğrendik? Bir daha nasıl tekrar etmeyiz?” sorusunu sorarız. Bu kadar, başka soracağım hiç birşey olmaz. Bu hataya neden düştük, sebeplerini bulup bir daha tekrar etmemek için ne yapmamız gerekiyor ve nasıl önlem almamız gerekiyor? En çok buna dikkat ediyorum. Kimseye “Neden bu hatayı yaptık, neden görmedik, nasıl bunu görmezsin, bu kadar basit hata olur mu…” gibi asla kullanmadığım cümleler kurmam. Sadece “Ne olsaydı biz bu hatayı yapmazdık? Hemen onları yapalım. Talimatlarımızı güncelleyelim, çalışma prosesimizi ona göre yenileyelim ve analiz edelim ve bu şekilde çalışıp bir daha aynı hatayı tekrarlamayalım” diye düşünerek hareket ederiz.
Özlem Karakoç: Mercedes-Benz, Türk adı altında 50. yılını kutladı. Geriye dönüp baktığınızda Mercedes-Benz Türk Kamyonun Türkiye’ye neler kattığını düşünüyorsunuz? Fabrikadan ve işleyişten kısaca bahseder misiniz?
Ender Pak: Bir kere önce yerli malı, yurdun malı. Bu kamyonu Aksaray’ın insanı, Türkiye’nin insanı üretiyor. Mercedes-Benz Türk gerçekten Türk. Bizlerin emeği ve alın teri var. Türkiye’de gördüğünüz her Mercedes kamyonda buradaki herkesin, yaklaşık 2000 kişinin parmak izi var. Bu çok gurur verici bir şey.
Bunun yanında ne kattı? Kamyon kullanan firmalar, şirketler, müşteriler için kalite, konfor, lüks, ekonomiklik, verim ve güvenli sürüş kattı. Kamyonlarımız çok çok üst düzeyde güvenliğe sahip. Örneğin araçlarımızda güvenlik için öndeki aracı takip sistemi var. Mesafeyi ayarlayan, şeridinden çıktığında uyaran, kendi kendine Active Break Assistant sistemi ile fren yapan kamyonlarımız var. Sadece kendisini ve sürücüyü korumakla kalmıyor aynı zamanda çevreyi de koruyan Euro 6 kamyonları üretiyoruz. Biraz mübalağa sanatını da kullanacak olursak, bu kamyonları evinizin salonunda çalıştırsanız neredeyse egzos gazını hissedemeyeceğiniz ve size rahatsızlık vermeyecek egzoz emisyonuna sahiptir. Dünyanın en az yakıt tüketen rekortmen kamyonu Actros’a sahibiz, dünya rekorlarımız var. Kısacası Mercedes-Benz Türk, dünya ve Türkiye yollarına son derece güvenli, kusursuz kamyonlar kattı.
Fabrikamızın işleyişine kısaca değinecek olursak, fabrikamızda kusursuz bir sistem alt yapısı var. Kamyonu burada sıfırdan yapmaya başlıyoruz. Kaporta ve boyahane bölümlerimizde uzun zamandır robotlarla üretim yapıyoruz. Kabin iç süsleme bölümünde ise otomasyon oranını belli bir oranda artırdık ve artırmaya çalışıyoruz. Kabin üretiminde kabinlere uzun süreli bir paslanmazlık ve dayanım kazandırıyoruz. Bunun yanında çalışan arkadaşlarımızın sağlığı, güvenliği ve ergonomisi bizler için çok önemli. Ağır işlerin, ergonomi anlamında standartlara uygun bir şekilde manipülatörlerle ve bir çok yardımcı ekipmanlarla yapılmasını sağlıyoruz. Araç montaj hatlarımız da keza birçok otomotiv firmasına benchmark olacak kalitede. Montajı yapılacak parçalar, çalışanların her zaman en kolay ve en hızlı ulaşabileceği yerde oluyor. Yani herkes fazladan adım atmadan verimli bir şekilde çalışıyor. En son kamyon üretildikten sonra Finiş bölümüne geldiğinde, müşteri koltuğunda, müşteri kullanmadan önce bütün kullanımları, yol testleri, fren testleri, ve vs. yapılıyor. Hepsinin kusursuzluğu onaylandıktan sonra araç müşteriye teslim edilmek üzere satış bölümüne teslim ediliyor. Oradan da müşterisi geldiği anda parktan alınıp müşteriye veriliyor. Kabaca genel akışımız bu şekilde.
Verim, ekonomiklik, uygun yerleşim, çalışan sayısı hesaplama işleri ve benzeri işler, genelde Endüstri Mühendisliği konusu. Bu tip işler, fabrikamızda neredeyse %100’e yakın uygulanıyor. Mühendislikte bilim adına ne öngörülüyorsa, fabrikamızda da çok büyük oranda hepsi mevcut. Otomasyonu maksimum düzeyde arttırmaya çalışıyoruz, teknolojiyle birlikte ilerliyoruz, teknolojiyi yakından takip ediyoruz. Aracın sorumluluğu, ürün sorumluluğumuz var. Her civatanın sıkılma değerinin (tork değeri) standardı belli. Bunu her türlü garanti altına alıyoruz ve mümkün mertebe otomatik ekipmanlarla yapmaya çalışıyoruz. Böylece standart kalite anlamında, birinci araç ile yüz bininci araç arasında fark asla oluşmuyor. Kalite ve standart bizim için olmazsa olmaz unsurların başında geliyor.

Eray Türit: Fabrikada kullandığınız üretim sisteminden, yalın üretim adına neler yaptığınızdan biraz bahseder misiniz?
Ender Pak: Tabi ki Otomotiv sektöründe her fabrikada olduğu gibi bizimde kendi üretim sistemimiz var, bundan zaten bahsedebileceğim kadarı ile bahsettim. Yalın üretim adına ne yapıyoruz? Katma değersiz bütün işleri elimine ediyoruz, yürüme yollarını revize ediyoruz, her şeyi komisyonlayarak getirmeye çalışıyoruz. Tüm ekipmanları yanında olmalı ve bunların verimliliği tam olmalı. Ekipmanlar arıza yapmamalı, bakımlar zamanında yapılmalı. Çünkü dakikalar içerisinde bir kamyon üretiyorsunuz. En ufak bir duruş, arıza, hata vs. araç kayıplarına, eksik üretime sebep olabilir. O yüzden her şeyimiz yalın ve katma değerli olmak zorunda. Bunun onlarca örneği var. Şu an Endüstri 4.0 (Industrie 4.0) bizim için güncel ve önemli konulardan bir tanesi. Müşteri kamyondaki parçalara, işçiliğe para ödüyor fabrika içerisinde yapılan katma değersiz işlere değil. Yani ürüne para ödüyor. Bir kamyonun üretim saatini en olması gereken saatlere çekmeye çalışıyoruz. Ve tüm bunları yaparken iş güvenliğini orijin kabul ederek ilerliyoruz. Düzenli risk analizleri yaparız ve kaza, tehlike oluşmadan bunu öngörüp önlem alırız. Pro-aktif davranırız.
Özlem Karakoç: Endüstri 4.0 devrimi ile fabrikada gerçekleşen yenilikler nelerdir? Ülkemizde ki diğer firmalara Endüstri 4.0 hakkında tavsiyeniz var mı?
Ender Pak: Öncelikle Endüstri 4.0 devrimini insanı devreden çıkarmak olarak değil sadece işleri kusursuzlaştırmak, standardı düşmeyecek bir seviyeye getirmek ve maksimum verimli işyerleri kurmak olarak düşünmek lazım. Makinelerle insanların senkron çalıştığı, birbirleri ile sürekli iletişim halinde olduğu ve tüm verilerin toplanıp analiz edildiği bir eko sistem olarak düşünebilirz Industrie 4.0’ı. Bildiğim kadarıyla Endüstri 4.0 Almanya’da 2011 ya da 2012 yılında başladı. Biz de o dönemden beri bunu yaşıyoruz, kendimize uygulamaya çalışıyoruz. Kendi kendine hareket eden taşıma arabaları, ne zaman ne yapacağını bilen, hangi parçanın nerede olması gerektiğini bilen taşıma araçlarını entegre etmeye başladık sistemlerimize. Aracı üretirken kullandığımız ekipmanlar, civataları ne kadar sıktığını sistemde otomatik dökümante edip, doğruluğunu onaylayan ekipmanlarımız var. Bu ekipmanların geriye dönük takipleri yapılabilir hale geldi. Arıza daha ortaya çıkmadan arızayı bildiren sistemler, kestirimci bakım teknikleri geliştirmeye çalışıyoruz. Zaten bu konudaki robot yatırımlarımız çok fazla. Umarım bütün Türkiye Sanayi’sinde de Endüstri 4.0’ın önemi farkedilmiş ve gerekli adımlar atılmaya başlanmıştır. Çünkü bu yakın gelecekteki gelişmelere gerçekten geç kalınmaması gerekir. Firmalar Endüstri 4.0 devrimi ile kaliteyi arttırıp, maliyetlerini çok düşürecekler. Bunu yapamayan firmaların da sürüdürülebilirlik ve rekabet anlamında tehdit altında kalmaları muhtemeldir.

2012’den beri Endüstri 4.0 ile fabrikada ortaya çıkan iş pozisyonu var mı?
Evet var. Olmaz olur mu? Elektrik/elektronik mühendisliği ve mekatronik mühendisliğine karşı ilgi arttı. Fabrikamızda ağırlığı makine mühendisleri oluşturuyor, oluşturmaya da devam edecek ama fabrikada daha önce hiç olmadığı kadar elektrik/elektronik ve mekatronik mühendisi var. Çünkü robotlar ve elektrik/elektronik tabanlı işler çok fazla. Makinelerin birbiri ile iletişimi, kontrolü, hataların çözülmesi, bir arıza anında sistemde neden olduğunu anlayacak uzmanlar anlamında fabrikada belirgin bir kadro genişlemesi oldu.
Eray Türit: Geçmiş dönemlerde fabrikanızdaki kaizen uygulamalarında fazlaca aktif rol aldığınız belirttiniz. Nasıl çalışmalar yaptınız ve nasıl bir yol izlediniz? Kalite için yaptığınız Kaizen çalışmaları var mı? Örnek ile açıklayabilir misiniz?
Ender Pak: Kaizen bu fabrikada 2000’li yılların başından beri var. Yüzlerce Kaizen workshop yapıldı. Yapılmaya devam ediyor. Ben de işe ilk başladığımda Kaizen’e çok ilgi duydum ve hala fazlasıyla ilgi duymaktayım. Zaten Endüstri Mühendislindeki bitirme projemde Kaizen üzerineydi. Fabrikamızda 3 yıl içerisinde 7 tane çalıştayda eğitmen/trainer rolünü üstlendim ve bir çok kaizen çalışmasında da aktif olarak görevler aldım. Yalın üretimin temel sütunlarından da biri aslında Kaizen filosofisi kayıpları yok etme üzerine kurulu. Kayıp analizleri, Muda analizleri vs bunları yapıyor, sürekli iyileştirmelerin peşinden koşuyorsunuz. Ortaya somut kazanımlar çıkartıyor ve karlılığa katkıda bulunuyorsunuz. Tarifsiz bir keyif aslında. Kaizen sizi yavaşlatan ve zaman kaybettiren, katma değersiz işlerin hepsini bulmanızı ve bunları elimine etmenizi sağlıyor.
Kalite adına ne yaptınız? Zaten bir işi yaparken her zaman aklımızın bir kenarında kalite vardır. “İşimi daha kaliteli ve daha standart nasıl yaparım?” sorusunu kendimize sürekli sorarız. Kalite demek hatasız iş yapmak, sıfır hatayla çalışmak demektir. Hiç hata yapmamak içinde çok standart bir iş geliştirmeniz lazım. Çalışanlar tarafından her bir iş adımının ve bilginin yazılı, görünür, ulaşılabilir olması lazım.
Biz Kaizenle neler sağladık? Yürüme yollarını kısalttık, sepet sayılarını azalttık, alan tasarrufları sağladık. Üretimde fabrika içerisinde her bir metrekarenin bir değeri vardır. Onlarca, yüzlerce metre kare ve dakika-saniye tasarruf ettik. Yıllarca Kaizen çalışmalarımızın aracın üretim süresini indirmede çok büyük rolü oldu. Tertip ve düzen anlamında çok fazla 5S yaptık, 5S’i hayatımıza dahil ettik. Çünkü her şey aslında tertip düzenle disiplinle başlıyor. Fark ettiyseniz siz buraya odama girdiğinizde ben odamı topluyordum. En ufak bir dağınıklık beni şu an rahatsız ediyor. Bu psikopatlık değil aslında. Benim böyle bir kültürüm yoktu ama şuan 5S mentalitesi sebebi ile, her şeyin yerinin belli ve standartlara uygun olması gerektiğini düşünüyorum. Bu şekilde ben de daha rahat çalışabiliyorum.

Özlem Karakoç: Türkiye’deki otomotiv sektörü ile ilgili değerlendirme yapmanız gerekirse neler söylersiniz? Sizce sektörün gelişimi için neler yapılması gerekmektedir?
Ender Pak: Türkiye zaten bir otomotiv sektörü cenneti. Şimdi biz kamyondan bahsediyoruz ama binek araç alanında Türkiye’de çok daha fazla fabrika var bildiğim kadarıyla. Fiat, Toyota, Hyundai ve Ford burada. Yine birçok firma var. Çok fazla otomotiv sanayisi var. Neden çünkü Türkiye otomotiv yan sanayisi de çok güçlü. Çünkü Türkiye’de kalifiye mühendis ve kalifiye işçi çok fazla. Bu güzel bir şey aslında. Çok fazla tavsiyede edecek bir şeyim yok. Daha fazla üretim, daha fazla emek, daha fazla ekonomiye katkıda bulunmak ve daha fazla ihracat yapmak. Bunların hepsi Türkiye’nin büyümesinde en önemli rolü üstleniyor. Üreten bir ülke olmak lazım. Şu an ülke nezdinde daha fazla tüketiyoruz ki bir takım açıklarımız var. Daha fazla üretip daha fazla satabilirsek açıklarımızı da kapatacağız. Tüketimi azaltmak değil, üretimi arttırmak daha fazla üretmek gerek. Yerli araba kararı da alınmış sanırım, gerçekten gerçekleştirilebilirse müthiş bir şey bu. Umarım her şey yolunda gider ve yapılır. Hatasız ve kusursuz olur. Sırf üretmek değil mesele. Örneğin şu an Hindistan, Çin her şeyi üretebiliyorlar hem de bizlerden çok daha ucuza üretiyor. Mühim olan gerçekten kaliteli üretmek. Umarım kaliteli ve sürekli bir ürün olur. Umarım üretimden sonraki satış sonrası hizmetleri ve servis ağları da çok güzel kurulur. Yerli araç üretimi, Türkiye’yi otomotiv sanayisinde ve yan sanayi anlayışında bir adım daha ileri götürecektir. Şu an Türkiye bence Avrupa’nın parlayan yıldızı ve bu kalitede olduğu sürece tahminim yıllarca bu şekilde devam edecek. Geçen hafta Mersin’de Endüstri 4.0 konferansı vardı mesela. Çok ilginç çünkü Mersin sanayisi olmayan bir şehir. Ne demek istediğimi anladınız mı? Aslında yavaş yavaş bilinçleniyoruz ve bu üniversitelerle de çok alakalı. Akademisyenlere burada çok rol düşüyor. Onların aslında aktüel olmaları lazım ki sanayiye yön verebilsinler. Sanayi üniversite ilişkileri her şehirde çok gelişmeli ve iki tarafta birbirinden çok ciddi kazanımlar yapmalı. Başka türlü ilerlemek çok zor. Avrupa’da bu durum bu şekilde. Üniversite ve sanayi çok iç içe. Aynısı umarım bizde de olur. Birçok şehrimizde bu var zaten, kesinlikle yok değil. Bu ne kadar artarsa otomotiv firmaları ve bütün firmalar aktüel kalacaktır ve teknolojiyle aynı anda ilerleyecektir.
Eray Türit: İş yaşamından koparsak Ender Pak normal yaşantısında nasıl biridir? Neler Yapar?
Ender Pak: Aslında herkes gibi birisi. Çok sevdiğim bir ailem var. Eşimle zaman geçirmeye, özellikle bir aile olarak zaman geçirmeye önem veriyorum. Çocuğumla kaliteli zaman geçirmeye önem veriyorum. Çünkü zaman geçirmek var, kaliteli zaman geçirmek var. Onun dışında boş zamanlarımın bir kısmında doktora derslerimle ilgileniyorum, bol bol okumaya yönelip araştırmalar yapmaya çalışıyorum. Bilimsel konular daha çok ilgimi çekiyor. Şu an işletme üzerine bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Yalın yönetim, yalın üretim ve pazarlama üzerine bir şeyler okumaya ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Hobi olarak Aksaray içerisinde bir dönem bisiklet sürdüm. Çok keyifliydi, Aksaray ve çevresinde bisiklet turları yaptık. Uzun zamandır bisiklet sürmüyorum malesef. Çok koyu bir Beşiktaş taraftarıyım (arkasında bulunan tablo üzerindeki Vodafone Arena inşaatındaki Mercedes kamyonlarını göstererek). Sporu çok seviyorum. Futbol oynamayı çok seviyorum en önemlisi de yemek yapmayı ve yemek yemeyi çok seviyorum. Şu an mesela okuduğum kitaplardan biri de uluslararası gastronomi. Dünya mutfağını anlamaya ve fırsat buldukça tanımaya çalışıyorum. Hangi ülke dünya mutfağına ne katkıda bulunmuş onu anlamaya çalışıyorum. Televizyonla aram çok iyi değil ve TV karşısında en uzun süreyi futbol maçlarında geçiriyorum. Ayrıca çok çok iyi bir müzik dinleyicisiyim, müziğe karşıda çok ciddi bir ilgim var.

Özlem Karakoç: Okuyucularımıza tavsiye niteliğinde herhangi bir konuya bağlı kalmadan neler söylemek istersiniz?
Ender Pak: Okuyucuların genelinin öğrenci olduğunu düşünerek, öğrenci arkadaşlarıma (gelecekteki meslektaşlarımıza yani) birkaç tavsiyede daha bulunmak isterim. Çok gezin. Yaşadığınız şehrin kültürünü anlayın. Kendi kültürünüzü yanınızda getirin ama bulunduğunuz şehrin kültürüne de uyum sağlamaya çalışın. Aksaray gibi küçük şehirlerimizi ileriye götürecekse, büyütecekse, bu gibi şehirlerin gelişimi artacaksa tüm bunlar üniversitelerin kozmopolit yapıları sayesinde olacak. Üniversiteler şehirlerimizin gelişimini hızlandıracaktır. Çünkü herkes ayrı bir renk. Kimin geleceğimize ne katkıda bulunacağını bilemeyiz. Bu yüzden her renge saygı duymak lazım. Her renge saygı duyun. Herkesin fikrine saygı duyun. İyi bir dinleyici olun ve tabi ki bir an önce mezun olun. Ama üniversiteyi bitirdikten sonra kendiniz için üniversiteyle ilgili anlatacak onlarca güzel hikaye yapmaya çalışın, tadını çıkarın. Çünkü üniversiteden sonra çok kolay bir hayat yok. Mezun olduğunuzda sizi en iyi bildiğiniz işten yani 15, 20 yıl emek verdiğiniz öğrencilikten emekli ediyorlar. Sizler ders çalışmakta, sınava girmekte, bir konuyla ilgili proje hazırlamada, yazı yazmada, kopya çekmede en usta insanlarsınız. Hepimiz en ustayız. Ama size diplomayı verecekler ve emekli oldunuz diyecekler ve siz tekrar 7 yaşınızdaki ilkokula ilk başladığınız güne geri döneceksiniz. Ve tekrar 20,30 yıllık başka bir maceraya hazırlanacaksınız. İşte sizi buna hazırlayan şey üniversite. O yüzden üniversitedeki yıllarınızın tadını çıkarın. Tekrar altını çizmekte fayda görüyorum mühendis olmak, diplomayı almak bunlar gerçekleştirilebilecek şeyler. Ama muhakkak bir iş görüşmesine gittiğinizde anlatacak, sizi farklı kılacak, öne çıkaracak en az bir iki özellik katmaya çalışın kendinize. Bu yabancı dil veya kendinizi güzel ifade etmek olacaktır. Kesinlikle ukalalık çizgisine çok dikkat edin. Kendinize çok güvenden ziyade öz güven kazanmaya çalışın. Kendine güven bazen fazla bildimcilik ya da ukalalık getirebilir. Ama özgüven farklı bir şeydir. Özgüvenli olun. Asla kendinizi küçümsemeyin. Çünkü sizler aslında bu ülkeye katma değer katmak için okuyorsunuz. Kendinize katma değer sağlamak için de bir işe gireceksiniz. Bakın bu önemli. Ne için okuduğunuzu unutmayın. Çünkü hepimiz iyi bir iş sahibi olmak için okuyoruz. Meslek sahibi olmak için okuyoruz, kendimizi geliştiriyoruz ve meslek sahibi olmak içinde artılarımızın olması gerekiyor. Bu artıları iyi belirlemeye çalışın. Ben, kendimce satır aralarında söylemeye çalıştım ne olduğunu bu artıların. Son sınıflarındaki stajlarına çok önem versinler, bir mühendis nasıl oturur, nasıl kalkar, ne konuşur, ne söyler, nerede ne kadar gücü vardır ve ne kadar gücü olmalıdır vs. bunları öğrenciyken tespit etmeye çalışsınlar ki, böylece iş hayatına çok daha hazırlıklı başlayabilirler.
Özlem Karakoç: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ender Pak: Teşekkür ederim. Çok keyif aldım sizler ile bu güzel sohbetten. Üniversite ve sanayi bir şekilde birbirlerine bu şekilde dokunmalı ve birbirinden destek ve yardım almalı. Benim için bir keyifti.
Bundan sonraki çalışmalarınızda hepinize başarılar dilerim.

Tecrübe ve bilgi dolu bu keyifli röportaj için Ender Bey’e teşekkür ederiz.