Fark Yaratanlar: Beyaz Zambaklar

Fark Yaratan Ülkeler serisinin ikinci yazısı ile karşınızdayız arkadaşlar. Bu yazımızda da temel olarak Finlandiya’nın eğitim sistemlerinden bahsedeceğiz.

Eğitim sistemi, diğer çoğu sistem gibi yapısında bir çok faktörü barındıran ve bu faktörlerin uyumlu şekilde çalıştığı ölçüde verimli olan bir sistemdir.

Bu faktörlerin en başında öğrencilerin eğitim-öğretimin sağlanması amacıyla açılan okullara bakış açıları geliyor. Okullar öğrenciler için diploma denen kağıdı almak üzere yıllarımızı harcadığımız bir barınak mı; yoksa ahlakı, bilgiyi, medeniyeti, milli kültür ve şuuru öğreten, üreten ve topluma yararlı bireyler yetiştiren bir eğitim kurumu mudur?

Psikolojik olarak okulumuzu benimsediysek ikinci aşamaya geçebiliriz. Bizi eğitecek olan öğretmenlerimizin niteliği. Bunu anlamak için bir adım daha atıp öğretmenlerin yetiştiği üniversitelere geçelim. Aslında orada durum birinci adımda söylediğimiz yerden başlıyor. Öğretmen adayları bu işe gönlünü vererek mi geliyor yoksa tıp, hukuk, mühendislik fakülteleri gelmediğinden son şans olarak orayı mı görüyorlar. Finlandiya da öğretmen yetiştirme programı, ikinci durumdaki insanlar için asla ilerleyebilecekleri bir yol değildir. Eğer bu işi yapmak istiyorsanız gerçekten istelemeli ve dört aşamadan oluşan sınav sistemini geçmelisiniz. Hal böyle olunca da öğretmenlik puanı tutmayanların seçtiği alternatif meslek olarak görülmekten çıkıp, hakkıyla yerine getirebileceklerin seçtiği bir meslek oluyor. Böylece bu kutsal mesleğin gerekleri tam anlamıyla sağlanmış oluyor.

Şimdi de üniversitede verilen eğitime geçelim. Öğretmen adaylarının eğitim aldığı her kurumda verilen teorik derslerin uygulanması için genellikle kampüslerinin içinde bir okul vardır. Aday öğrenciler öğrenim hayatları boyunca araştırma, sorgulama, yorumlama, sentezleme; ayrıca diyalog ortamı yaratma ve yönetme, bilgiyi öğrenme ve öğretme yeteneklerini geliştirme üzerine eğitim alıp uygulamasını yapıyorlar. Böylece mezun olduklarında eğitmen olarak tam donanımlı bir şekilde öğrencilerinin karşısına çıkıyorlar.

Bu arada bir not daha ekleyeyim öğretmen adayları lisan programını bitirdikten sonra tezli-yüksek lisans yapmaları da mecburidir. Bu şekilde Finli öğretmenlerin araştırma tabanlı bir eğitimle sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olmaları sağlanır. (Yrd. Doç. Dr. Ali ERASLAN)

Üçüncü faktörümüz olan milli eğitim programlarının amacı öğrenciler arası rekabeti kızıştırmaktan ziyade, öğrencileri öğrenmeye odaklamak. Bizde ki gibi eleyici bir sınav sistemleri yok. Bu nedenle öğrenim yılları boyunca öğrenciler birbirlerine rakiplikten ziyade takım arkadaşlığı üzerine ilişkiler kuruyorlar. Bu durumda da hem öğrenmede verim artıyor hemde eğlenceli hale geliyor.

Tüm bunlar bir araya gelince de ilk faktör olan okulu benimse meselesi de kendiliğinden halledilmiş oluyor. Aileler çocuklarını güvenle okula gönderiyor, çocuklar da okullarını, sınıflarını ve derslerini de birer eziyet ortamından ziyade hoş vakit geçirdikleri birer yuva olarak görüyorlar.

Şimdi bu seriye başlama sebeplerimizden bizi ilgilendiren asıl konuya gelelim. Tüm bu uygulamalardan organizasyonlar adına ne çıkarabiliriz?

Aslında insan eğitiminin / gelişiminin olduğu hemen her sistem birbirine benzemektedir. Aradaki fark nicel büyüklüklerle birlikte idare zorluğudur. Bir ülkenin eğitim sistemi ile bir organizasyondaki sistemde de aynı şey söz konusu. Öğrenci kulüpleri olsun, eğitim akademileri olsun, şirketler, holdingler.. aklınıza gelecek hemen her organizasyonu bunların içine koyabilirsiniz.

O halde şimdi Finlerin uyguladığı sistemle bizim Industryolog Akademinin işleyişine bir bakalım.

İlk faktörümüz öğrencilerin okullarını benimsemesi demiştik. Organizasyonlarda da bu durum çalışanlar için geçerli. Çalışanlar işletmelerine ne kadar bağlılar, ne kadar benimsemiş ve çalışmak için ne kadar istekliler? Bunları optimum seviyede tutulduğu sürece kurumunuz sürekli bir gelişim içinde olacaktır.

Industryolog Akademi olarak, salt çalışıp bir şeyler üretmek yerine yeri gelip eğlenen, yeri gelince dertleşen; hislerini, hayallerini paylaşan, ortak bir amaç etrafında toplanan bir organizasyon oluşturmaya çalıştık. İnsanlar çalıştıkları yerden ve iş arkadaşlarından alabildiğine mutlu, ayrıca çalıştıkları yere de aidiyet duygusu içinde hem kendi birikimlerini paylaşıyor, hem de bu süreçte kendi gelişimlerini hızlandırıyorlar.

İkinci faktörümüz ise eğitmenlerin nitelikleri demiştik.

Akademimizde eğitmenlik kavramı biraz alışılmışın dışında diyebiliriz. Yeri geliyor sizden 3-4 yaş küçük dostunuzdan size öğretmesi için bir şeyler isteyebiliyorsunuz. Akademinin temel çalışma prensiplerinden olan takım olarak öğrenme kültürünü iyice sindirmiş bir şekilde hem yeni araştırmalarımızla kendimizi geliştiriyor hemde öğrendiklerimizi arkadaşlarımızla paylaşarak pekiştiriyoruz. Ayrıca herkese liderlik edeceği projeler verilerek  insanların proje yönetme, araştırma, bilgiyi bulma, yorumlama ve sentezleme yeteneklerini geliştirmeleri sağlanıyor.

Üçüncü faktörümüz ise Industryolog Akademi olarak benimsediğimiz ülkümüz olan insanlara / insanlığa fayda meselesi. Burada bizi bir arada tutan bu manevi bağ sayesinde arkadaşlar birbirlerini rakip olmaktan, kendi marka değerlerinin önüne geçecek birer engel olarak görmekten ziyade birlikte çok daha büyük ve faydalı işler yapabileceğinin bilincinde birer kardeş olarak görüyorlar. Bu durumda da taşın altına elini koyma meselesinde ki gibi insanlar görev ve sorumluluk almaktan asla çekinmeyip bilakis yapılabilecek en iyi işi yapma gayretinde oluyorlar.

Bu yazımızda da eğitimde en önde olan ülkelerden Finlandiya’nın başarısının arkasında ki temel dayanakları ve bunların, benzer sistemlerin uygulandığı Industryolog Akademideki yansımalarını anlatmaya çalıştık. Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz
Mehmet Ali Kurtulmuş

Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendislliği
İlgi alanları; İktisat, Felsefe, Sosyoloji ve Öğrenen Organizasyonlar

  • Berat

    yazılarınız çok güzel ve etkileyici başarılarının devamını dilerim