Fark Yaratanlar: Beyaz Zambaklar

Tarih boyunca peygamberlerin, azizlerin, evliyaların yaptıkları mucizeler anlatılır. Peki hiç sıradan insanların oluşturduğu bir toplumun mucizesini duydunuz mu? Çokta uzak olmayan bir tarihte Fin halkı bu mucizeyi gerçekleştirmiştir. Klasik ama harika bir deyimle “Bataklıklar ülkesini Beyaz Zambaklar Ülkesi”ne çevirmişlerdir.

Yeni bir yazı dizisi ile karşınızdayız arkadaşlar. “Fark Yaratan Ülkeler” Bu serimizde geliştirdikleri sistemlerle diğer ülkelerden sıyrılan, farklılaşan ülkeleri ele alacağız. İlk yazımızda Finlandiya ile sizinleyiz..

Beyaz Zambakların Yükselişi

‘Beyaz Zambaklar Ülkesinde’ kitabını çoğunuz okumuşsunuzdur. Okuduktan sonra da Atatürk’ün o kitabı neden okullarda zorunlu kıldığını da anlamışsınızdır zaten. Fin halkının, bütün bir toplum olarak gerçekleştirdiği bir mucizeyi anlatır kitap. Tarih boyu Rusya ve İsveç’in egemenliği arasında gidip gelen, savaşlar ve el değiştirmelerin olduğu bir geçmişi vardır Finlandiya’nın.

original

1809’da son kez Rus egemenliğine girmiş, bağımsızlığını kazanması 1917’de gerçekleşmiştir. Rus egemenliği altındayken oturttukları sistemlerle bağımsızlıklarını kazanıp tam “Güzel günler gördük sonunda” derken bu sefer de İkinci Dünya Savaşı patlak veriyor ve önce Sovyetlerle ardından Almanya ile savaşmak zorunda kalıyorlar.

İkinci Dünya Savaşı ile ülke olarak maddi ve manevi olarak büyük bir yıkım yaşıyorlar. Savaş sonrasında Sovyetlere büyük miktarda tazminat ödemek zorunda kalıyorlar. Savaştan sonra ki ilk dönemler bu tazminat onları hızlı bir şekilde sanayileşmeye mecbur bırakıyor. Bataklığı çiçek bahçesine çevirdikten sonra yedikleri ‘Dünya Savaşı’ darbesiyle büyük bir yara alan ülkenin yeniden dirilişi de böyle başlıyor işte.

Ekonomisi, sanayisi yani geniş açıdan bakarsak üretimi gelişmemiş ülkelerin nefes alamadığı bir ortamda ilk iş olarak dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik çalışmalara başlıyorlar. Bu bağlamda endüstride çeşitlenmeye gidip, ülke ihtiyacını giderme doğrultusunda adılan adımları bir müddet sonra dünya pazarına açılmaya yöneltiyorlar. Ekonomide ki toparlanmayla eş zamanlı olarak eğitimde de büyük reformlar başlatan ülke kısa zamanda bunun da meyvesini toplamış ve şuan geldikleri noktada bir çok uzmana göre dünya üzerinde en iyi eğitim sistemine sahip ülke olarak kabul ediliyor. Ekonomik olarak güçlü, eğitim bakımından da bir numara olunca doğal olarak refah seviyesi en yüksek ülkelerden biri de Finlandiya oluyor. Hemde neredeyse 50 yıldan daha az sürede başarıyorlar bunu.

Peki nedir Finlandiya’yı bu derecede farklı kılan? Savaştan çıkmış hemen her millette ülkelerini yeniden inşa etmek için, normal ülkelerdeki bireylerin hizmet etmekte sahip oldukları motivasyondan çok daha fazlası vardır. Harap olmuş bir ülke, yetişmekte olan nesiller, yapılacak bir sürü iş.. Ancak Finlandiyalıların yaptığını sadece bu motivasyonla açıklamak yetersiz kalır. Bana kalırsa bu durum ilk diriliş yıllarından başlayarak toplumun ruhuna işlemiş bir kültürün birikiminden kaynaklanıyor. Zülfü Livaneli’nin de dediği gibi ‘Düşünce kültürden türer. Kültürün beslediği düşünce ise üretime dönüşür.’  Finlandiya’da da tam olarak bu gerçekleşmiştir. Zaten yakın geçmişlerinde de aynı durumdan dirilmemişler miydi? Daha önce yaptıkları gibi askeriyeden eğitim kurumlarına, devlet dairelerinden fabrikalarına kadar her alanda kalkınmaya çalışıp kısa sürede ülkelerini yeniden ‘Beyaz Zambaklar Ülkesi’ne çevirdiler.  

Şimdi olaya biraz daha derinlemesine bakalım. Bir ülkenin en önemli dinamikleri nelerdir sizce? Çoğu kişi için mutlaka bir ‘En önemlisi …’dır cevabı vardır. “En önemlisi sağlık hizmetleridir. En önemlisi eğitim sistemidir. En önemlisi askeri gücüdür. En önemlisi ekonomisidir…” Bunun gibi bir sürü ‘Tek başına en önemli sistem’ olmaya aday cevap vardır. Ancak bir ülke için durum asla bu kadar basit değildir. Bütün bu sistemler arasındaki dengeyi çok iyi ayarlamak gerekir. Ekonominiz olmadan diğer ülkelerle eğitimde veya askeriyede asla rekabet edemezsiniz. Eğitiminiz yeterli değilse de ekonominizde süreklilik yakalayamaz, en önemli ölçüt olan halkınızın refahını sağlayamazsınız. Ordunuzsa ülkedeki huzurunuzun en büyük teminatıdır. Ve adalet sisteminiz.. Ülkenizde ki güven ortamının yegane koruyucusudur.

İşte bütün bu dinamikleri, aralarında ki dengeyi bozmadan geliştirdiğiniz ölçüde refah seviyesi yüksek, büyük bir ülke olabilirsin. Finlandiya halkı da bunu çok iyi başarmış, bütün sistemlerini mümkün olduğunca dengeli bir şekilde geliştirmişlerdir.

Bir sonraki yazımızda da bu sistemleri tek tek ele almaya başlayacağız. Keyifli okumalar.

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz
Mehmet Ali Kurtulmuş

Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendislliği
İlgi alanları; İktisat, Felsefe, Sosyoloji ve Öğrenen Organizasyonlar