Merhaba,

EVS maceralarımı anlattığım yazı dizisinin 3. sine hoşgeldiniz. Bu yazıda EVS hayatımın kalan son zamanlarını, gezilerimi, yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım. Serinin 1. ve 2. partını okumadıysanız  1.si için burayı, 2.si için burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.

Daha önceki yazımda EVS hayatımın ilk yarısını anlattım şimdi kalan yarısında.

Artık yurtta yaprak dökümleri başlamıştı ve herkesin yavaş yavaş gitme zamanı geliyordu. İlk önce Adanalı İbrahim ve Duygu’nun sırasıydı ve uçakları Belgrad’dandı. Seda, Şeyma, Kerime ve Ben; İbrahimleDuygu’yu uğurlamak için Belgrad’a geçmeye karar verdik. Hem bu bahaneyle orayı gezip ordan da Novi Sad’ı gezip geri döneceğiz. Biz bu planı yaparken Antonio’da bizimle gelmek istedi. Düşünsenize 6 Türk 1 Portekizli. İyi tamam dedik ama ona da söz verdik, her zaman İngilizce konuşmaya çalışacağımıza dair. Yaptık mı? En azından denedik! Bu süreçte gördüğüm apaçık bir şey var ki yabancılar bizim yanımızda yanlış anlaşılmasın diye kendi aralarında bir şey de konuşsalar İngilizce konuşuyorlar ama biz de yok böyle bir şey. Biz yabancıya dönüp Türkçe konuşan insanlarız. Bir süre sonra Antonio’ya Türkçe bir şeyler söylediğimizde adam anlıyordu ciddi bir şekilde ve İngilizce cevap veriyordu 😀 Neyse biz gezimize trenle çıktık ama Romanya’dan Sırbistan’a geçerken  sınır kapısında pasaport kontrolleri vs. için tren değiştirmek zorundasınız. Sonunda trenimiz sınıra ulaştı ve herkesi diğer trene aktarırken sınırda bizi kenara çektiler. Ben olsam ben de çekerdim 6 Türk 1 Portekizliyle napıyosunuz olum? diye sormazlar mı adama 😀 Neyse bu şekilde yarım saat görevliyi sadece gezmek için gittiğimize ikna ettikten sonra diğer trene binip Belgrad’a ulaştık.  Belgrad’da kaldığımız hostelde daha önce bahsettiğim başından dert eksilmeyen Cemal bize katıldı. O gün Belgrad’ı köşe bucak gezdik. Romanya’dan sonra Belgrad’ın ucuz geldiğini söyleyebilirim. Ertesi gün İbrahim ve Duyguyu uğurladıktan sonra ver elini Novi Sad. Belgrad’dan Novi Sad’a geçiş 2 saat sürüyor ve bilet fiyatı 2 Euro civarı, trenler çok eski ve berbat kokuyor.  Novi Sad’da gittiğimiz kalenin sessizliği, sakinliği bizi mest etti. Biz de olsa burası mangal dumanından geçilmezdi diye düşünmedik değil! Sırbistan’da genç nüfusunun biraz daha yoğun olduğunu ve Romanya’da ki gibi hayatın 6’dan sonra bitmediğini gözlemledim. Belgrad gezimiz gittiğim insanların güzelliğinden olsa gerek şahane geçti, Cemal’i orada bırakıp (hala oturum kartı gelmediği için Romanya’ya giremiyordu) Arad’a doğru yola çıktık.

Nikola Tesla Müzesi Bilet:5 Euro(Biz aldık siz almayın, bilet almadan da gezilebiliyor.)
NoviSad Castle

Belgrad’dan gece 1 de Arad’a ulaştık ve Murat’ın o şahane tarhana çorbasıyla karnımızı doyurup ertesi gün sabah 6’da EVS’e giden tüm gönüllülere verilen “On Arrival” eğitimi için kalkıp Romanya’nın Sibiu şehrine doğru yola koyulduk. 65 gönüllüyle bir hafta beraber, sabah 10 akşam 7 eğitim, geri kalan zamanda da kaynaşmayla geçen bu eğitimde ben hem İngilizce mi iyi geliştirdim hem de Avrupa’nın ve Türkiye’nin birçok yerinden arkadaş edindim. Sibiu’ya gittiğimiz ilk gece sokakta yürürken arkadan biri bize Where are you from diye seslenmişti. Biz de dönüp Turkey?! demiştik. Meğer arkadaşlar Türkmüş. Anıl ve Cengiz Türk olduğumuzu anlamış bir laf atmak istemişlerdi, kendileri Braşov’da okuyan Erasmus öğrencileriydi. Eğitim sırasında “Intercultural Event” denilen her milletin kendi kültüründen bir olayı 4 dakikada anlatacağı akşam biz ne yaptık dersiniz? Tabi ki halay. Halaylar, halaylarımız…Halay başı antepli Halil yanında ki İspanyol Carla. Seviyoruz, seviyorlar ne yapalım. 1 haftalık On Arrival eğitimi sonrasında ben orada tanıştığım Gamze, Buket ve İlyasla Braşov’a gitmek üzere yola çıktım. Otostopta şansımıza büyük araba denk geldi ve arabanın sahibi öyle iyi bir insandı ki! Kendisi zamanında İtalya’da Erasmus yapmış bu yüzden bizim halimizden anlıyordu. Zorunda olmamasına rağmen bir markette durup bize kahve, çikolata ikramında bulunmuştu. Braşov’da Sibiu’da tanıştığımız Erasmus öğrencisi olan Anılların yurdunda kaldık ve Oğuzhanla birlikte Braşov’u baştan sona gezdirdiler. Braşov’un değişik bir havası vardı gerçekten eski şehri gezerken kendinizi tarihte bir sahnede hissedebilirsiniz. Braşov’dan Bran’a Dracula’nın kalesine geçtik. Bran Castle olarak geçen bu yer görünüş itibariyle biraz ürkütücü ve ilginç olaylara tanıklık etmiş bir kale. Orada ki 2 günümü bitirdikten sonraki gün ben İtalya gezim için onlardan ayrılıp Bükreş’e gittim.

Braşov Tampa
Bran Castle( Dracula’nın Kalesi)

 

 

 

 

 

 

İtalya gezisine yeşil pasaportu olan arkadaşım olmadığı için yalnız çıkmak zorunda kaldım ama orada da Interrail TR devreye girdi yeniden. Benimle aynı gün Roma’ya geçecek olan Berkayla 2 gün rotalarımız, otobüs bileti saatlerimiz aynıydı. Biz de Romayı, Floransayı beraber gezdik. Roma’da gezdiğimiz yapıların hepsinin devasa büyüklükte olmasından dolayı kendinizi Age of Empires’da ki insanlar gibi hissediyorsunuz, küçücük. Roma’yı sevdim fakat Floransa bana daha içten geldi, daha şirin ve aşk dolu.

Ha bu arada Roma’da bir şeyini çaldırmadan dönenleri dövüyorlarmış.  Çantamı bir saniye gözümün önünden ayırmazken 20 Euro’m kayboldu. Ben yine ucuz atlatmışım bazılarının fotoğraf makinelerini, cüzdanlarını çalıyorlarmış. O yüzden Roma’ya gitmeden alınabilecek her türlü önleminizi alın ve Termini istasyonu çevresine dikkat edin 🙂

İtalya’da Roma-Floransa-Milan yaptım. Milan’dan pek bahsetmedim biraz oraya değinirsek Milan güzel fakat fazla sosyetik bir şehir. Dünyanın gerçekliklerini arkasına alan size sadece modanın tek gerçek olduğunu göstermeye çalışan bir yer gibi geldi. Tabi modayı seviyorsanız mutlaka görün orası ayrı ama ben modadan ziyade huzurlu kentleri daha çok severim. 🙂  Şehirler arası transferleri Flixbus’la sağladım ve geceleri güvenilir, ucuz olan hostelleri tercih ettim. (Booking.com ve Hostelworld uygulamaları çok yardımcı oldu.)  Bu şekilde güzel bir hafta geçirdim.

İtalya sonrasında Arad’a ulaştım ne göreyim. On Arrival’daki 65 kişinin 30’u bizim yurda misafir olarak gelmiş. Mutfağa gidiyorum Halille Hasan, koridora çıkıyorum diğer yabancılar. Noluyoruz kardeş eğitim bitmedi de benim mi haberim yoktu? Herkes çok seviyor bizim ortamımızı, sevilmeyecek gibi değil ki. 3 haftalık uzun bir yolculuk sonrası (Sırbistan, Sibiu, İtalya) hiç dinlenmeden yine bizimkilerle Arad’a 1 saat uzaklıkta olan Timişoara’ya gittik. Öyle eğlendik ki o gün. Daha önce bahsetmemiş olabilirim ama Timişoara’ya kaç kişi gidersek gidelim her seferinde çoğalarak dönüyorduk. Bu sefer 7 kişi gidip 10 kişiyle döndük. Bir tren kompartımanında 10 (8’i Türk 2’si yabancı) kişi “bir tek dileğim var mutlu ol yeter”, “hele minnoş, minnoş” şarkıları eşliğinde Arad’a ulaştık.

Seda ve Şeyma’nın gitme vakitleri yaklaştıkça yurtta değişik bir atmosfer oluşmaya başlamıştı. Herkes üzülüyor ama kimse çaktırmamaya çalışıyordu. Onlara güzel bir La Revedere hazırladık, hem duygulandık hem eğlendik.

Kızlar doğum günümde yola çıkacakları için gitmeden önceki gün yurtta herkes toplanmış benim doğum günüm için bir hazırlıklar yapıyor. Yani anladım bir şeyler yapacaklarını ama rahat rahat hazırlansınlar diye rahatsız da etmek istemiyorum. O sırada yurda misafir Serdarla İbrahim gelmişti. Serdarla tanıştık aa doğum günü olan sen misin dedi. Ben Allah Allah yaa ne bozuyosun sürprizi diyorum içimden 😀 Yine çaktırmıyorum ama kimseye, en sonunda vakit geldi. Ne yaptıklarını biliyordum ama herkesin orda olması, benim için toplanması o kadar güzel ki.  Doğum günü kutlamasından sonra kızları uğurladık. Ertesi gün kurumdakilerin yurtta verdiği Christmas Partisinde doğum günümü bir daha kutladılar. Ailem kameradan pasta alıp benim yerime üfleyerek kutladı. Industryolog ailesi tarafından kutlandı. Arkadaşlarım keza aradı. Çok güzel ve çok özel bir yıl oldu benim için bu yıl.

Yurtta herkes teker teker gidiyordu. Önce Seda, Şeyma sonra Mesut, Cenkay. Şimdi de Sıla ve Kamil. Onları da uğurladık selametle. Kaldık baş başa. Benim de dönme vaktim yaklaşıyordu. Çok değil 20 günüm kalmıştı. Hazır her yer Christmas tatiline girmişken son günlerimi de gezerek değerlendirmek istedim. Kerimeyle Ukrayna gezisine çıkmaya karar verdik. Sonrasında bize İbrahim’de katıldı( yurda misafir olarak gelen).

Yolculuğumuza Kerimeyle Arad’dan Baia Mare’ye giderek başladık bir gece Gamze, Murat ve Feray’ın güzel misafirperverliği eşliğinde evlerinde kaldıktan sonra otostopla Ukrayna sınır kapısına kadar gittik. Sınır kapısından geçerken Ukrayna polisi bizi bir odaya çekti. Önce kimsiniz, niye giriyorsunuz dedi. Açıkladık gezmeye geldik biz diye. Sonra gitti, geldi bu sefer Suriyeli misiniz? diye sordu. TC kimliğimizi gösteriyoruz, öğrenci kimliğimizi gösteriyoruz. Böyle yarım saat gitti geldi bir şey söylicek belli söyleyemiyor en sonunda “Are you Terrorist?” dedi. Yok mok dedik biraz sinirlendik filan. Sonra geçirttiler. Hayır yani içimden de diyorum he teröristiz kardeş bizim de işimiz gücümüz yok sizin ülkenizi bir patlatacaz. Neyse atlattık böylece sınır kapısından geçtikten sonra sınır şehrinden Lvive 5 Euro’ya first class’tan tren bileti alıp 14 saatlik yolculuğumuz sonucunda Lviv şehrine ulaştık. Ukrayna çok ucuz arkadaşlar. Gidin ve görün diyorum. Sıla ve Kamil sayesinde tanıdığımız couchumuz Alexte 2 gün kaldık ama 3 euro gibi cüzi miktarlara hostel bulabilirsiniz. Alex kardeşi ve hamsterıyla yaşıyordu. Çok güzel sohbeti olan bir kişiydi. Lviv’de gezilecek bir çok yer var ama Lviv deyince benim aklıma ilk olarak Chocolate Factory geliyoR ve her yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Tabi tramvay, otobüs kullanmak isterseniz 20-50 kuruş arası ücretleri var.

Lviv’den sonra ki durağımız Rivne’de ki Aşk Tüneli. Hepiniz Aşk Tüneli’nin bir yerde fotoğrafını görmüşsünüzdür. Ama oranın insana verdiği huzur çok güzeldi. 3.5 km uzunluğunda olan bu tünel her tarafı dilek ipleri bulunan ağaçlarla kaplı. Orada bir kaç saat geçirdikten sonra Aşk tünelinden çıkıp soluğu McDonaldsda alıyoruz. Ukrayna seyehatimizde McDonaldslar bizim ikinci evimiz olmuştu. Her gittiğimiz şehirde internet ve telefon şarjı için mutlaka bir McDonaldsta dinlenme molası veriyorduk. Rivne Kiev derken geceleri trende geçirerek böyle bir Ukrayna macerası geçirdik. Ukrayna’dan  Romanya sınırına girdiğimiz dakikadan itibaren otostopa tekrardan başladık. Bu 3 aylık süreçte gerçekleştirdiğimiz tüm otostoplarda bedava seyehat ederken 2 saatlik bir yolculukta bindiğimiz arabanın şöforü amca ineceğimiz yere ulaştığımızda bizden para istedi. Amca no mani no mani diyoruz, amca sinirleniyordu. Baktık olacak gibi değil arabadan yavaş yavaş inmeye başladık ben de o sırada amcaya üçümüz için 10 lei (8 TL civarı) para uzattım. Amcanın sinir katsayısı 2 katına çıktı, söylenmeye (ya da sövmeye) başladı. Biz de başladık Türkçe “Valla amca sen bize demedin para mara bize ne ” demeye. İndik arabadan arabada içeceğimizi unutmuşuz, Kerime “Güül çabuk al onu gidelim” diye çırpınıyor. Biz aldık pılımızı pırtımızı ordan uzaklaşırken amca hala arkamızdan söyleniyordu(!) 🙂 . Allah bilir ne diyordu Romencemiz yok 🙂  Neyse ordan Romanyanın Kuzey Doğusunda bulunan çokta ünlü olan Yaş(İasi) şehrine gittik.  Yaş büyük metropol şehriydi. Orda da oturduk Avmde yemek katında peynir ekmek zeytin yedik. Evet yaptık! Çokta güzeldi valla. Bir de aşağı marketten içecek aldık. Bardakları da orda ki dükkanlardan aldık.  Ah yazık garibim neler yaşamışlar demeyin inanın o yediğimiz yemeğin tadı hala damağımda, öyle keyifli öyle lezzetliydi ki. Yaş’a geç ulaştığımızdan dolayı yolda kalacak yer ayarlayamadık, acilen couch arama derdine düştük ve en sonunda bir couch bulduk. Bizim bu son dakika gollerimiz sağolsun! O gece de sokakta yatmaktan kurtulduk.  Yaş’ı gezdikten sonra tekrar başladık otostopa artık o kadar yorulduk ki bir an önce Arad’a varmak istiyoruz. Nitekim de şehir şehir atlayarak yolumuza devam ederken bir benzinlikte Braşov’a geçen araba sahibine rica ettik abi dedik bizi götür nolur kişi başı 10 lei de veriririz valla bak filan. Artık adam nasıl gördüyse bizi iyi hadi gelin bakalım dedi. Arabaya bindik araba son model BMW. Hayır zaten adam zengin senin vereceğin 10 leiye mi kaldı diyoruz kendi kendimize. Adamla sohbet muhabbet başladık. Ne iş yapıyorsun dedik. Yaş’ın Amazon.com şubesinde yazılım geliştirme müdürüyüm dedi. Obaaa… Baştan desene hacı. Neyse güzel sohbet muhabbet, Braşov’a vardık sağ selamet. Adama çıkartcaz gene ayıp olmasın diye para vericez. Adam dedi ben sizin paranızı istemiyorum ama Face’den ekleyin. TR’ye gelirsem bana yol gösterirsiniz. Vay be dedik ne iyi insanlar var. Sonra yine bir benzinlikte otostop noktasındayız. Baktık bir minibüs abi dedik nereye gidiyorsun Oradea dedi. Allaah saldır Kerime saldır. Oradea diyo. Gideceğimiz şehre 2 saat. 500 km gidecek araba bir daha bulamayız. Biz daldık arabaya. İbrahim farklı şehirde yaşadığı için onunla yolda ayrıldık, biz Kerimeyle yolumuza devam ediyoruz. Bindiğimiz arabayı süren amca yorgun gözüküyordu.  Biz o arabada sağ salim nasıl gittik bilmiyoruz. Adam yolda arada uyuyordu. Bir içecek almıştı bize uzatacam diye arabayı kullanırken direksiyonu bırakıp bize dönmüştü. Ama araba gidiyor hala! Son dakika bağırış çığırış kurtulduk. Arada muhabbet etmek için bir şeyler soruyor ama yolu bırakıp bize dönüyor, Kerime yandan Gül cevap vermeyelim de dönmesin yola odaklansın diyor. 🙂

Böyle böyle Arad’a 22 saatlik ve 900 kmlik bir otostop macerasından sonra ulaştık. Arad’da son 5 günüm kalmıştı artık, hazırlıklar başladı. Tüm eşyalarımı topladım, odayı temizledim. Herkes Christmas Bayramı için evlerine gittiği için yurtta toplasan 7 kişiyiz ve herkesle ciddi anlamda vedalaşamadım. İçim burulmaya başladı yavaştan. Çok özleyeceğimi biliyorum. Bu arada çalıştığım kurumdan hiç bahsetmediğimi fark ettim. Milennium Center. Projemizi yürüten Mina ve mentörüm 17 yaşında ki Andreea, çok duygusal Denisa, haftada bir buluştuğumuz Noemi, kurumun yöneticisi Christina. Hepsi benim izlemediğim ne kadar Türk dizisi varsa bütün bölümlerini bitirmiş bana yeni bölümler ne zaman yayınlanacak diye soruyordu.

Neyse giden herkese La Revedere yapıldığından bahsetmiştim. Dedim gerek yok yapmayın otururuz beraber yemek yeriz.  Yurtta genelde yemekleri yapan kişi olarak tanındığım için son hafta piremsesliğimi ilan ettim ve hiçbir şeye karışmayacağımı sadece yapılan yemekleri yiyeceğimi söyledim. Kerime sağolsun bayağı bir uğraştı bunun için ama La Revedere yemeğimde yine olmadı, piremseslik kar etmedi. Tabi işin şakası bu. Yaparken mutlu olduğum için yemek yapıyordum.  Son gün La Reverederimizi yaptık  ertesi gün sabahı Mikail, Kerime, Ben, Luca, Antonio, maviş Murat yola koyulduk. Onlar hem yılbaşını Cluj’da geçireceklerdi hem de beni uğurlamaya geldiler. 30 Aralıkta Cluj’u gezip o gece güzel 4 yıldızlı bir otelde kaldık.

Ha kendimizi her yerde göstercez ya otelde kalmadan önce pazarlığımızı yaptık tabi indirimimizi aldık. Yabancılar şaşırdı. Nasıl olur, otelle nasıl pazarlık yaparsınız? Yapamazsınız, burası 4 yıldızlı filan diye.  Biz de gayet normal kardeş bunlar. Yaptık, oldu diyoruz, hala bu nasıl mümkün olabilir diyorlar. Mesela ben yine uçağa 2 bavulla girdim. Antonio giremezsin böyle dedi. Yaparım dedim, yaptım. Bize yapamazsın demeyin. Yaparız 🙂

                       

31 Aralık’ta ayrılırken içim ne kadar burulsa da asla unutulmayacak dostluklar, arkadaşlıklar edindiğimin farkındaydım.

EVS’im sayesinde nelerin üstesinden tek başıma gelebileceğimi, önyargılarımdan nasıl sıyrıldığımı,  insanın istediğinde nasıl kendisini geliştirebildiğini, birbirimize istediğimizde nasıl sahip çıkabildiğimizi, paylaşmayı, dünyanın içinde yaşadığımız küçük fanustan ibaret olmadığını ve aynı zamanda dünyanın o kadar büyük olmadığını da gördüm. Öyle ufak tefek şeylerden korkup hayatı ertelememeyi öğrendim.

Bahanelerle ertelediğimiz hayatımız. Başkalarının bize yaşamamız için düzenlediği ve verdiği hayatlarımız.  Vakit geçmeden, hayatın koşuşturmacasına kapılmadan, yola çıkın arkadaşlar. Yollar o kadar büyük ve zor değil. Korkmayın!  Açın pencerenizi. Sadece tek bir adım yetiyor. Zaten siz onu akışına bıraktığınızda, bir kez o özgürlüğü yaşadığınızda, nelerin üstesinden gelebildiğinizi gördüğünüz de anlayacaksınız ne demek istediğimi.

Bunlar benim kısa ama bir o kadarda uzun ve dolu dolu geçirdiğim EVS maceramdı.

Hepinizin bir gün hayallerine kavuşabilmeniz dileğiyle!

Esenle kalın.

Dipnot: Bu süreçte yanımda olan aileme, Industryolog Akademi’ye, EVS hayatımda tanıştığım kim varsa; bana bu fırsatı sunan Milennium Center’a ve  Proje Atölyesi’ne teşekkür ederim. 
Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz