Geçenlerde “The Imitation Game” adlı bir film izledim ve keşke daha önce izlemiş olsaydım, keşke bu insanın varlığından bu kadar geç haberim olmasaydı dediğim birini tanıdım: Alan Turing.

Alan Turing şu anda 20. yüzyılın baskın teknolojisinin yaratıcısı ve bilgisayar bilimlerinin kurucusu olarak görülüyor fakat yaşadığı zamanlarda maalesef değeri bu kadar bilinmiyordu. Şuanda da çoğumuz tanımıyor.

Alan Mathison Turing 23 Haziran 1912 Londra’da dünyaya geldi. Daha küçük yaşlarda bile zekası ve matematiğe olan ilgisi öğretmenleri tarafından fark edildi. Aynı zamanda okulda da dışlanan bir çocuk olan Turing’in tek yakın arkadaşı vardı o da Christopher Marcom’du.

13 yaşındayken tanınmış Sherborne Okulu’na girdiğinde, özellikle matematik ve bilimle ilgilenmeye başladı. Sherborne’den sonra 1931-1934 yılları arasında Cambridge’de bulunan King’s College’da (Cambridge Üniversitesi) eğitim gördü. Merkez limit teoremini kanıtladığı bir tezle buradan Matematik Onur Öğrencisi olarak mezun oldu.

Turing 1936’da, Turing makinesi olarak adlandırılan evrensel bir makine kavramını sunduğu “Hesaplanabilir Sayılarla Karar Verme Problemi Uygulaması” adlı bir makale yayımladı.

Sonraki iki yıl içinde Turing New Jersey’deki Gelişmiş Çalışma Enstitüsü’nde matematik ve kriptoloji okudu.

 

Doktorasını aldıktan sonra 1938’de Cambridge’e döndü ve ardından İngiliz kod-bozucu bir organizasyon olan Hükümet Yasası ve Cypher Okulu ile görev aldı.

İşte izlediğim filmin ele aldığı kısım burasıydı. Alman hükümeti, savaş sırasındaki haberleşmesinde sürekli değişen şifreli mesajlar kullanmaktaydı ve bu şifreleri Enigma adı verilen bir makine ile oluşturmaktaydılar. Eğer şifreyi çözerlerse Almanların nerede ne zaman bir saldırı yapacaklarını önceden öğrenmiş olacaklardı. Alan Turing ise kullandıkları şifreyi çözmek üzere o ekibin başına getirtildi. Alman Enigma şifreli sinyallerin çözülmesine yardımcı olan elektromekanik bir cihaz geliştirdi. Bombe adı verilen bu cihaz korumalı mesaj trafiğine saldırmada tam otomatikleştirilmiş kod kırma makinesi olarak kullanıldı.

1946’da ACE(Otomatik Bilgisayar Robotu) tasarımı için Ulusal Fizik Laboratuvarı’nda çalıştı ve ilk program hafızalı bilgisayarın detaylı dizaynının makalesini sundu.

Manchester Üniversitesi’nde bilgisayar laboratuvarında çalışan ve ilk gerçek bilgisayarlardan olan Manchester Mark1 yazılımını hazırlayan Turing,  bir yandan da yapay zeka ve makine zekası üzerine çalışmalara başladı. Çalışmalarının sonucunda bugün Turing Testi olarak da adlandırılan, bir makinenin düşünebildiğini söyleyebilmenin mantıksal olarak mümkün olup olmadığını soruşturan testi ortaya sundu.

“Bazen kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip yapabilen insanlar vardır.”

O yıllarda homoseksüellik İngiltere’de yasa dışıydı ve 1952’de Turing’in homoseksüel ilişkisi olduğu ortaya çıktı. Bundan dolayı yargılanıp 1 sene boyunca kimyasal hadım etme yöntemi olarak kullanılan östrojen iğnesi olmaya mahkûm edildi.

8 Haziran 1954’te temizlikçisi tarafından Manchester’daki evinde ölü bulundu. Ölüm nedeninin yatağının kenarında bulunan siyanürlü elma sebebiyle zehirlenme olduğu açıklandı. Günümüzde teknoloji alanında dünya markası haline gelen Apple’ın logosundaki ısırılmış elmanın hikayesinin de buna ithafen olduğu söyleniyor.

1966’dan beri, Alan Turing anısına “Bilgisayar Mekanizmaları Birliği” tarafından her yıl, bilgisayar camiasına teknik makaleler yazan bir kişiye bilgisayar biliminin Nobel’i sayılan “Turing Ödülü” verilmektedir.

Alan Turing, bilgisayar ve yapay zekanın temellerini atmış, 2. Dünya Savaşı sırasında binlerce insanın hayatını kurtarmış, yapay zekadan moleküler biyolojiye kadar attığı fikirlerle günümüze kadar ulaşmış, varlığıyla yaşamımızı değiştiren bir dahi. Saygıyla anıyorum.

Facebook Sayfamizdan Bizleri Takip Edebilirsiniz
Reyhan Göç

Endüstri Mühendisliği 1. sınıf öğrencisi.

http://www.reyhangoc.com/
  • nisa turunc

    Bir yazı ne kadar şey öğretebilirse insana o kadar şey öğretmiş oldu bana teşekkür ederim 🙂

    • Reyhan Göç

      Güzel yorumun için ben teşekkür ederim 🙂