Bir arkadaşımız geçen gün attığı bir mailde “Çok çalışıyorum. Ama istediğim sonucu alamıyorum.” diyordu. Uzunca yazılmış bir mail.

Normalde bu zamana kadar gelen mailler, özel olarak mesajlarda belirtilen ifadeler “ben nasıl başlayacağımı bilemiyorum, motive olamıyorum, harekete geçecek enerjiyi bulamıyorum nasıl başlamalıyım” şeklinde olurdu.

Bu gelen mailde ise daha farklı bir soruyla karşılaştım sanırım bu bir ilkti. Kendisine hedef belirlemiş bir arkadaşımız, çalışmaya da başlamış ama sonuç alamadığından şikayet ediyor.

Sorunu düşündüm biraz maili okuyunca.

Sorun:

Çok çalışmak mı?

Yoksa sonuç alamamak mı?

Sonuç diye düşündüğümüz şeyin ne kadar gerçekten sonuç olduğunu bilmemek mi?

Çok fazla odaklanıp körleşmek mi?

Ya da başladığımız işin nerede sonuç vereceğini bilmemek mi?

Daha bir çok soru kafamda döndü aynı anda.

Sorduğum sorular kök nedene ulaşmaya çalışırken bana çok yardımcı oldular.

Sonra arkadaşımı bıraktım kendimi düşünmeye başladım. Hiç sonuç alamadım diye yarım bıraktığım iş olmadı mı diye kendimi sorgulamaya başladım.

Elbette vardı. Hem de defalarca kere yarım bıraktığım kısa zamanda sonuç alamadım diye bıraktığım çok fazla iş vardı.

Kendi nedenlerimi sorgulamaya başladım ondan sonra.

İlk iki nedenimi buldum. İki neden diyorum çünkü ikisi bir birini doğuran nedenledir.

Bilgisizlik ve bunun sonucunda doğan acelecilik.

Varacağım sonuca hangi şartlardan sonra ve hangi gereklilikleri yerine getirdikten sonra ulaşabileceğimi bilmediğim zamanlarda hep erken pes etmişim.

Biraz aceleciyiz galiba. Hele ki girmiş olduğumuz bu teknolojik çağ bizi her sonuca daha hızlı ulaşmak zorunda hissetmemiz gerektiği konusunda her geçen gün biraz daha motive ediyor. Ne olacaksa çabuk olmalı. Hatta hemen şimdi olmalı.

Sosyal medyada dakikaları düşürülen video paylaşım siteleri, karakterleri sınırlanan başka bir paylaşım sitesi. Bize hep şunu pompalıyor. Ne yapacaksak 1 dk içinde yapmak zorundasın. Ne anlatacaksan 240 karakterin var o kadarla derdini anlatmak zorundasın. Bunlar sayesinde hepimiz aslında kimyasal değil ama içerik haplarının müptelası haline geldik. 1.5 saat bir tartışma programını ya da belgeseli oturup kaç kişi baştan sona izleyebilir bugün. Ya da bir makaleyi baştan sona okuyabilir.

Bütün bunlar bizdeki daha çabuk aşkını güçlendirdi. Sabrı unuttuk. Halbuki bu sistemleri bizim için kuran kişilerin geçmişlerine bir göz atsak bu noktalara gelene kadar nasıl zorlu süreçlerden geçtiklerini nelere sabrettiklerini ve kaç girişimlerinde başarısız olduklarını göreceğiz.

İşin sırrını bilen bu üstatlar bizlere ise daha hızlı ve çok tüketmelisin düşüncesini aşılamak için belki de kurdukları bu sistemlerle insanlığı büyük bir tuzağa düşürdüler.

Dinlediğim bir TedX konuşmasında Müfit Can Saçıntı şöyle bir şey anlatıyordu.

“Domatesler eğer dışarıdan bir müdahale olmazsa dur ben bu yazda 3 hafta erken kızarıyım demez” diyordu. Her şey tam zamanında ve olması gerektiği hızda gerçekleşir.

Eğer bir çiftçi olduğumu varsaysam ve domateslerin hangi zaman dilimi içerisinde olgunlaşacağını bilmesem ve 4 hafta geçince hala yeşil kaldı bunlar deyip tüm tarlayı domateslerle beraber sürüp domatesleri telef etsem… Nasıl büyük bir ziyan öyle değil mi?

Yaptığımız işlerdeki bilgisizliğimiz hangi noktada sonuç alacağımızı kestiremememiz çabuk pes etmemize neden olabiliyor.

Burada bir örnekle daha olayı pekiştirmek istiyorum.

Çin’de Bambu ağacı yetiştirilir. Bu ağacın yetiştirilmesi ise şöyledir;

“Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.“

Aklımıza ilk şu soru gelebilir Bambu ağacı 6 haftada mı 27 metre boya ulaştı yoksa 5 yılda mı?

Cevap sizce de basit değil mi? Tabi ki 5 yılda ulaştı diyebiliyoruz kolaylıkla.

Çinlileri bu kadar sabretmeleri konusunda motive eden şey 5 yıl sonra alacakları sonuç konusunda bilgiye sahip olmalarıydı büyük ihtimal.

Bir işe başlıyorsak önce gerekliliklerini öğrenmeye çalışalım. O alandaki bilimsel makalelere paylaşılmış tecrübelere göz atalım o konuda bilgilenelim ki hangi noktada sonuç alabileceğimizin farkında olup hiçbir işimizi tam da belki sonuca çok yaklaşmışken bırakmak terketmek gibi bir duruma düşmeyelim.

Belki de ucunu kaçırdığımız zamanı, bilinçsizce daha hızlı peşinden koşarak değil bilinçli bir dinamik sabırla ve daha kontrollü adımlarla yakalayabileceğiz.

Zamanı yakaladığınızı hissettiğinizde her şey sizin için çok başka olacak.

Yazarımızın İçeriklerine Destek Olmak Onu Motive Etmek İsterseniz Bir Kahve Ismarlayabilirsiniz.

Aşağıdaki Patreon Linkini Kullanabilirsiniz.


What's Your Reaction?

hate hate
0
hate
fail fail
0
fail
fun fun
0
fun
geeky geeky
0
geeky
love love
0
love
lol lol
0
lol
omg omg
0
omg
win win
0
win
Murat Bilginer
21 Şubat 1992 Doğumlu. Endüstri Mühendisi olarak Lisansını 2016 yılında tamamlamıştır. Industryolog Akademi - NGenius oluşumlarının kurucusudur. Şu anda kendi şirketi Brainy Tech ile hem Yazılım Hizmetleri Sunmakta Hem de Online Eğitimler Vermektedir.